23 Mart 2010, Salı
saat: 15:04



Sessiz sedasız gölgemin bende ayrılışının buruk tadını özümsüyorum bu aralar kendimce.Hayat onca garip şeyleri seriyor ki önüme şaşırıp kalıyorum,kime ve neye güvenebileceğini bilemez ya insan işte aynı o misal,debelenmekten öte batmak üzereyim.Bu yaşanılanlar gerçek değildir belki de...
Karar veremiyorum bir türlü..Kendi kendime içimde şarkılar söylüyorum ara sıra,bir sigara içme süresinden az sürüyor gülümseyişlerim,yağmurda ıslanıp üşütmekten korkan bir el gibi sarılıyorum ıhlamur fincanına,her zamanki gibi limonu unutuyorum.Faydalı olan ne varsa kendime dair bilip de uzak kalmak da neden ve bir türlü herşeyi birden isteme dürtüsünün tercümanı olmaya çalışanları reddeşimin ruhumdaki karşılığı? Biri çalıyor kapıyı... o da kim?
Zaman geçiyor durmadan,özlediklerine diyemeden özlendiklerini...Yahut da sen onları onca büyütürken ve resmederken tualinin yaban tabiatının el değmemiş beyazlıklarında, güneş alan yerlerinin parlakları ve naifliği sokulurdu yanına, akrebine hasret yelkovan işgüzarlığıyla,kanardın,bir o kadar inanmışken adamakıllı iki kuruşluk bir yağlı boya simasına,tutup seninle konuşuyor karşındaki o dört çarpı dörtlük resim.

Bağrına yediğin bıçak darbeleri gibi girip çıkıyor sızısı acı sözlerinin,iyimser duygularını güvercinlere emanet ettiğinden bu yana,deniz küskün,martılar ağlamaklı..
Hani olur ya uçurum.. Hani merak edersin ya uçurumun ötesindeki nehrin maviliğini,akmak istersin onunla sonsuza.hani korkarsın,ikilersin ya...Gidebildiğin kadar gidersin uçurumun kıyısına,korkma der yanındaki,"gel ver elini beraber bakalım maviliğe",atlamayı ne çok istesen de yapamasın.Sözün vardır tabiatına,yaradanına.Oradan onu seyretmek de güzeldir,zamanı şimdi değildir yalnızca,akşam olmuştur ve karanlıkta nehrin maviliğini göremeden sadece duyumsamalarınla atlarsan eğer o maviliğe düşerkenki renkleri görememekten korkar ve sabahı beklemeyi dilersin.
Geri dönüşünde, yanındakinin neşesi kaçar batan günün seslenişlerinde,olur olmadık düşüncelere savrulur ki, bir çok kez nehre uçurum kıyısından atlamış olsa da seni anlayamadığını o an düşünmezsin,meğer o gece bile olsa senin nehre atlamamana üzülmüş,saçma bulmuş lakin dememiş o anki hislerini.Bir kalemde seni harcayabilirmiş nehrin güzelliğine atlayamamak adına,meğer her an her istediğini yapmalıymışsın,senin gece gördüğün manzaranın gündüzünü beklemen ona saçma geliyormuş,sen hiç bilmeden o başka uçurum masallarına çoktan kurban olmuş...
Oysa ne kadar mücadele ettin sen,ne çok uykusuz gece aştın,uçurumun kıyısında durabilmek adına yüksekten korkmadan,o bakış bile seni altüst edip,tarumar etti.Kan tükürdün de kızılcık şerbeti içtim dedin içindeki inanca,daha büyük bir seviye inanmana ramak kalmıştı,başın dönmüştü...
Niye çünkü,geceyi oda gördü sandın..
Ne bilirdin ki...Bilemezdin,bilemeyeceksin de...
Sen papatyaları seversin ,bembeyaz,gül kokanlardan.Papatyaların sızısıdır çelen aklını.Gülümserken yüreğini resmeden şiirler yazarsın.Sen düş yalnızlığı,hala seni bilmeyene sen hala ne meyledersin,sil gitsin şu uçurtma yanıklarını...Uçurumu da bırak mavi sancılı çığlıklarını da...
Nasılsa senin güzergahlarının her bakışı ayrı bir dünya değil mi...
Vazgeç doğduğun topraklarda yaşayamadığın duygulara kaçış umutlarından,
bırak yalan söyleme artık ne kendine,ne uçurtma dostluklarına...
Nehir yoktu aşağıda, kabul et...Ne de uçurum kıyısı yalnızlıklarının söylenmemiş vedaları...
Sadece bir rüyaydı senin uydurduğun hepsi bu,herşey bundan ibaret...
İki sopa, bir renkli kağıt,bir rüzgar.


istanbul
hosting