23 Mart 2010, Salı
saat: 19:20


tam gündemin ucundan tutup bir şeyler yazacağım diyorum. bir bakıyorum gene değişmiş. olmuyor ama böyle. siteye yazmamamın tek suçusu kahrolası gündem, deyip bu konuyu burada kapatıyorum.

işyerinde dördüncü haftam, biraz daha yerleşmiş, az daha iyi hissediyorum. en azından henüz birkaç gün öncesinde yaşadığım "yapamıycam lan ben bu işi. bırakıp çıkayım" paniklemelerim bitti. hakimiyet sağladıkça (işe yani, sektöre, hakimiyet filan deyince aklına başka şeyler gelmesin) rahatlıyorum. ekiple güzel güzel gidiyor gibi. ama bazılarının ısrarla bana iş yıkma çabasını ısrarla ve nezaketle geri pürkürtüyorum. gerekirse sertleşebilir ve bu senin işin, o kadar, derecesine çıkabilirim. bunu istemiyorum ama yapabilirim, hakkımı kullanabileceğimi bilmek istiyorum.

sanırım ofisten bir laptop isteyeceğim. bu cesareti buldum bugün kendime. işyerine zimmetli olacak sonuçta. hepten benim değil. kendime alacağım mini netbook da özel işlerim için. zira bu fiyata bu fırsatı bir daha bulamam.

sabah, yani gece dört gibi uyanıyorum. akşam yapamadığım gündelik yayılmamı sabahın o saatinde yapıyorum. sonrasında kahvaltı, hazırlanma derken bir bakıyorum işyerindeyim. sonra da bir bakıyorum akşam olmuş. anlamıyorum. programın hazırlıklarını ve diğer sosyal sorumluluk vazifelerimi de ekleyince anla halimden.

musevicemaati.com daki kız ne kadar kabaydı ya, hayal kırıklığına uğradım. neyse, dediği gibi e-postayı gödnerdim bir kere daha. bakalım yarın ne diyecek. şimdilik katılacağı belli konuk sayısı üç ve buna iki isim daha eklemem lâzım. a, bu konuk ayarlama işlerini
önümüzdeki haftadan itibaren büyük oğlum yapacak. ona bir bilgisayar sözüm var bunun karşılığında ve tabii telefon parasını da ben ödeyeceğim. birkaç ay bizi idare et sonra istemezsen bırakırsın, dedim. benim ne kadar zorlandığımı görünce (mehmet kalp spazmı gibi bir panik atak geçirdi bunu da öğrenince) kabul etti. bu işin onda değişime yol açaçacağına dair beklentim büyük. ama ben büyük beklentileri bile karşılanmadığında telafi edebilen bir insanım. her türlü yani.

sonracıma işte, kâlpdi gönüldü işlerinde bir gelişme yok. bir ara olacak gibiydi ama vatandaş arıza adam tirplerine (trip kelimesi ağır kaçabilir) girince olmadı. benim canım yanmış "ben istediğimde ararım, müsaitsem görüşürüz, canım isterse gelir isterse giderim. sen beni beklersin bilirim" yaklaşımından. ne kadar çok değer verirsem vereyim (aşk değildi şükür-antiparantez; bir gün aşk değildi, deyip şükredeceğimi söyleseler, hoş kimse bana bunu yakıştırmazdı ya. bu ne menem parantez abi ya) onu orada, kendi halinde bıraktım. bir insan düzeninin bozulmasını istemiyorsa zorlamayacaksın.

dert etmiyorum. kâlbe dair bir şey olacağını da sanmıyorum. olsa olsa yalnız kalmayayım çabası olur bundan kelli.
kelli de şimdi geldi aklıma nerden geldiyse. öyle işte. işe döneyim. sonra çıkıp evime gideyim. daha fotoğraflar seçilecek filan...

istanbul
hosting