|
27 Mart 2010, Cumartesi
saat: 15:13
27 Mart belki tiyatro günüdür. Tam bilemiyorum, etrafa baktım bayrak yok, belki olabilir. Dün yeniden binlerce iranlının, kıç kısmında bir arada oturup, yüsek sesle ve başka bir zaman olsa oldukça hoş gelecek şiirler okuduğu vapur yolculuğundan sonra, eve geldik. Ben metroyla geldim ve böylece, içeride anahtar unuttuğumuz için kapının açılamayışını ilk ben yaşadım. Daha sonra, fotokopicinin, ben sizden habersiz böyle bir şey yaptım diyip yeni pvc kaplı kimliğimi kapının aralık bulduğum yerlerine sokarak, aşağı yukarı ismim ve doğum yerimle oynayarak ne yapmak istediğimi pek bilmeden yarısı çıkık omuzumla demir kapıya abandım. O sırada Ben geldi ve demirci yapabiliyorsa biz de yapabiliriz dedim ve almanca defterimin kalın pvcsini bir çırpıda sökerek, aynı şeyleri beraberce tekrarladık. Birimiz sürekli otomatı yakmak zorunda olduğundan bu çok seksi bir şey olmuyor tabii. Hayatta bir demirci olamadığımızı anladığımızda, ben gideyim çilingir getireyim dedim. Sevgilim çilingir ne dedi. Ben de kapıları çalmadan açan dedim. Kasabın yanındaki o azeri kadın ve sürekli kızlarını döven iğrenç gözlüklü coenler film adamının dükkanına gittim. Kadın adamı telefonla aradı. Bakar mısın, kapı işi var , hemen gel dedi. O sırada Kaderin Ufuk'u önümden cep telefonuyla brileriyle büyükçe bir psikolojik tartışmanın ortasında yürüyünce, onu dinlemek coen adamı beklerken bu sarışın kadının yanında beklemekten iyidir diyerek çıktım. Ama adam, Ufuk, karşı tarafın daha duygusal söylevini dinlerken geldi ve göbek değişmeliyse..Hayır değişmemeli, telle açılır dedim. Daha önce de açtırmıştık. Tamam 30 lira servis dedi. Ev şurası dedim. Her zaman yaptığım kurnazlıkla karakolun olduğu yer dedim. Karakol bak. Cibali. Diyarbakır. Ama adam bunları anlamayacak kadar mandaldı. Kadın da arkadan onu fişeklemişti belli ki, belki de burası sıcak, dışarıda bekliyim dememeliydim. Sıcak mı, diye inledi sarışın kadın. Sapsarı hali, arkasındaki o binbir renkli anahtarlığı, kerpeteni ve anahtarı daha silikleştirmişti. Ufuk, kahvelere doğru gitti. Kaçırmıştım. Otuz ne, özel bir şey mi yapıyorsunuz, ben daha önce 10-15'e yaptırdım.-Yalan, Demirci geliyor, kendi kimliğini heba ederek açıyordu- Bu adama baktıkça kapıyı bir defa bir defa daha deneme isteği doldu içime, o yapıyorsa ben hayde hayde yaparım. Hele sevgilim, onu da doğru motivasyon edersem, her şeyi yapabilir. Tescilli bir von, bir kont bir prenstir kendisi. Temel reis gibi ıspanak severse de, asıl gücünü kapalı kapıların arkasındaki olası Calvados veya diğer şaraplardan alır. Her yerde öyle dedi adam. Kadın konuşuyor da adam da göbeğini oynatıyor gibiydi. İyi o zaman kalsın, çünkü böyle saçma bir şey olamaz dedim. Eve doğru yürürken, demircinin bizim sokağa taşındığını hatırladım. Evini bulabilirdim falan.. Sokağa girdiğimde evin ışıkları yanıyordu. Sistemi anladım, çözdüm ve açtım dedi. Ha hayt dedim içimden yüzlerce kez ha hayt. Sonra Genco abinin oyununa gittik, Kerem gibi'ye, hep bildiğim yerlerden çıkması beni neşelendirdi. Sonra, kendi başımıza on gün öncesinde bile bize rezervasyon yapmayan bir adamın restoranına gittik. Genco olduğu için yanımızda bizden daha az pespaye görünen bir dörtlüyü ittirerek dışarı çıkardılar. Sonra ben Eylemin doğumgününe gittim. Bir kaç tane roll sardım ona, çok okuyormuş ve kalabalık partiye girdim, kendime hemen oturacak bir yer ve içecek bir şeyler bulup, allahım allahım ateşlere yürüyorum diye şarkıya eşlik eden yetkin dikincileri vesaireyi izledim. Selen, bir filmde yine memesini gösterdiğini ve ödül aldığını anlattı ben sevgilisi olduğunu düşündüğüm adamın bence hırt olduğundan bahsettim. O da Oha dedi. Makul bir saatte eve geldik. Az sonra yeniden vapura binip yeniden başka bir aleme gideceğim. Vapurlar beni biraz korkutuyor. Bilhassa şimdi günlük süt ve kevgir taşıdığımdan biraz gerginim. Aması bir kaç gün ayık geçecek gibi görünüyor bahçelerde ot bitmezse. Bir de, kafamda durmadan sezyumla konuşuyorum. Hayırdır inşallah. | ||
|
|
||