|
27 Mart 2010, Cumartesi
saat: 21:52
"Hımmm... Hayırdır, biraz ameliyat olmuşsun bu aralar." dedi doktor ekrana bakarken. "Anaaa!" dedim, "Gözüküyor mu oradan hepsi?" "Teknoloji işte şekerim, geçenlerde de franjit olmuşsun, geçmiş olsun." "Sağol, sağol da... Mantarlarım gözüküyor mu oradan, yoksa şimdi mi bakacaksın?" diye sorup perdenin arkasına yöneldim. Mantarlarım kayıtlara geçmemiş, büyütecini kaptığı gibi soluğu yanımda aldı. Ve sürpriz! Bunca zamandır tüp tüp mantar kremlerini boşuna zebil etmişim. Zira mantarım filan yokmuş. "Stresten." dedi. "Sinirden." dedi. "Geçmez bunlar." dedi. "Psikiyatriste bir uğra." diye de ekledi. İçimden çekebildiğim kadar okkalı bir "S.ktir!" çekip eve döndüm. Bu serzenişim oldukça kapsamlıydı; kimi insanları mantarlarımdan koruma çabalarıma, geride kalan insanlara mantarlarımı bulaştırma takıntıma, uzun süredir kullandığım birbirinden gereksiz ilaçlara ve tabiki o ilaçları bana aldıran doktorlara... Fakat burada asıl ilginç olan "Dünya s.kime, minare g.tüme" felsefesini benimsediğimi düşünürken, etrafımdaki insanların gerçektende doktorun bahsettiği bunalım durumunda olduğumu söylemeleri. "Ay vallahi neye/kime inanacağımı şaşırdım şekerim." gerzekliğine girmedim çok şükür, hala halimden memnunum. Evet, lüzumsuz bir gündü. öptümz | ||
|
|
||