29 Mart 2010, Pazartesi
saat: 20:03


Bugün, bir takım doğru telefon numaralarını doğru çekim alanında kullanma neticesinde, internete mazhar olduk.

Nefis bir nohut yemeği yedik ve hiç durmadan, içinde herhangi bir paragraf bulunmadığından, sürekli okuduğum yerlere bir daha bir daha döndüğüm Jack Kerouac Deliliğiyle bütün gün geçti.
Öğlen, yağmur daha az vahşiyken, aşağıya yürüyüp, kedi kumu biraz greyfurt ve gül reçeli aldım. Daha sonra, ağır olduğunu düşünerek faytona seyirttiysem de, internet cafeye gittim, o kadar kasvetli bir yer ki, her taraf, yeşil sahalarda terlemiş çocuklar kokuyor. Oynadıkları sadece bir playstation. Aslında, hayatımda aradığım anlam o olabilir ve ben onlar gibi oynayamıyorum diye biraz tersleniyor ve kaba konuşuyor olabilirim. Sonra dünyanın en huysuz faytoncusuyla, onun neden olduğunu anlayamadan bana sinirle söylenmelerini dinleyerek eve doğru yol aldım. Önce gelecektin gelmedin dedi. Ben de gülerek evet internet cafeye gitmem gerekti dedim. Tam duyamadım ama hayır gerekmedi dedi. Daha önce faytoncuların psikopat olduğunu fazlasıyla duyduğum için hiç ses çıkartmayayım dedim. Atlardan biri kuyruğunu havaya dikmiş, bir çimento makinası gibi sıçıyordu. Faytoncunun asıl sinirinin bu sebeple bozulduğunu düşündüm. Ceketinde de at bokları vardı, sakalı kimbilir kaç gündür o haldeydi, içki kokuyordu ve atı da onun gözüne gözüne sıçıyordu. Faytonun saçaklarından ceketine yağmur suları süzülüyor ve rüzgar biraz tersten esse eminim dünyadan tiksindirtiyordu.

Velhasıl Benciğim biraz hasta, sanırım yarın Aya Yorgiye çıkıp onun için şifa dileyeceğim.

Yine de tıp bilimine de güvenerek tylolhot ve pastil aldım. hem de 17 lira bayılarak.
Feda olsun yiğidime de ada fobisi, hastalık zamanları daha bir basıyor niyeyse.

Dün Syn. New yorkun kamera arkasını ONDAN ÖNCE DE dünyanın sayılı kötü filmlerinden biri olan last station'ı seyrettik. Maykkkıl Keeyn, ismini hiç söylemediği gibi, 72 defa yaşlı olduğu için ağladı-bence o sette bulunduğu içindi- ve dünyanın en angut çocuk oyuncusuyla arkadaşlık yapmak zorunda olduğu için de bir o kadar daha ağladı. Allah allah. Artık kötü film beni neşelendirmeden ziyade, küflü soğuk bir etki yapıyor. Saçlarımı köklerinden çekip koparmak ve televizyona yapıştırmak istiyorum. Ya ben de böyle olursam bir anlık gaza gelip?


Hala, ada zombilerin düğününde ki kimi replikler aklıma gelip gelip gülüyorum. Binlerce yıllık insanlık tarihinde kıyamet bana denk geldi en favorim, bir de, kolu ısırılan arkadaşın selpak falan bir şeyler var mı diye soruşu. Keşke iş yapsaydı da şu anda batmasaydı film.
İşte internet geldi sonra, ve ben ne diye bu kadar yanıp tutuştuğumu anlayamadım. Kimseden mail gelmemiş, futiristika değişmemiş, hurriyet de ise fazla keyifsizdi. Ben de biraz işsizlikten biraz Almancadan kaytardığımdan buraya yazdım.

Aslında kaytarmaya hakkım da var. Dün, Güneşin etrafında fazla dolanma, kızarmak mı istiyorsun'u çevirdim. Sanıyorum Heine'yi anlayabilecek kıvama yaklaşıyorum.

Ve..yapılması gereken ve bulunması gereken ilker, organizasyonlar ve paralar var. Yarın iddia oynayacağım. Adada at yarışı mevzusu, neredeyse çirkin bir gömüt gibi kahvelerin sessizliğinde, kimse, atları uyandırmamak için mevzuya herhalde, konuşmuyor.





istanbul
hosting