30 Mart 2010, Salı
saat: 18:34


sormadığında söylemiyordu. uzun susuşları vardı. belki de kendi gerçek dünyasında o kadar çok konuşuyordur ki benle konuşacak kadar dahi vakit bulamıyordu. çevresinde hiç susmayan biri olarak biliniyordur. iş yerine gelen müşteriler yine kafamızın etini yiyecek diye çekinerek geliyorlardır. hatta kapıdan girmeden kafalarını uzatıp önce bir orada mı diye bakıyorlardır. karşındakinin sadece sana yazdıkları kadar olmasının bazen böyle çok alternatifli tahminlere sevk ediyor olması gibi tuhaf yanları da var. bu nasıl acaba sorusunu bir kenara bırakırsak en çok bir öykünün kahramanıymış gibi geliyordu. tamamen kurgu. merhaba dediğinde canlanan bir kahraman. tane tane acelesiz anlatan. sonra yeniden susan. gün akşama yürüdüğü demlerde tarla faresinin bir tümseğe çıkıp iki ayağı üstüne doğrulduktan sonra elini kulağına götürerek adeta ezan okur gibi sağa sola bakanması ardından tuhaf bir takım sesler çıkarması ve hissettiği ilk tedirginlikte hızla yuvasına dönmesi gibi. konuşuyor ve hemencecik kayboluyordu.

her kurguya açık bir hali vardı. öyküyü nasıl kurarsan kur içinde bir şekilde yazarına hissettirmeden yerini alırdı. bazen baş kahraman bazen yan masada oturmuş çayını yudumlayan. zaten nasıl yer aldığının da sanki çok bir önemi yoktu. vardı ya gerisi önemsizdi.

öyküsünün geri kalanını aynı acelesizlikle size hiç bir atlama yapmadan aktarabilirim. ya da bir beyaz kağıt uzatıp alın istediğinizi çizin de diyebilirim. her ikisi de onu size anlatmak olur. ya da her ikisi de o değildir.

kim hangi tanımdır ki zaten.

devam edecek...







istanbul
hosting