|
30 Mart 2010, Çarşamba
saat: 23:33
sahte acılar içinde tutkuyla yaşadığını sanan yüreksizler..siniz. "insan" giysisini askıdan almadan önce ayna karşısında kendiniz olmayı deneyin önce bir üstünüze uyup uymadığını anlamak için. neden başaramıyorsunuz? neden risk alarak gerçekleri ve yaşamı tatmıyorsunuz? neden korkuyorsunuz? neden hep güzelin, iyinin, mutluluk ve sevincin peşinde koşarak hüznü, acıyı, çirkinliği kötüymüş gibi tanımlayıp, yanınızdan ya da etrafınızdan uzağa iteliyorsunuz? herşeyi geçtim, yaşam odasının tüm duvarlarını acı ve hüzün tuğlalarıyla örmüş birinin kendinden başka kime ne zararı olabilir anlamış değilim. neden rahatsız oluyorsunuz? yalnızlık suç mu? hepiniz yalnızsınız. yalnızlığınızla barışın, sevin onu korkmadan. bir zahmet kurtulmaya çalışmayın kendisinden. isteseniz de başaramazsınız ya, neyse onu akıl edememektesiniz hala. böyle uğraşılar içinde olanlara acımayla karışık üzüntü duyuyorum. kendi kendilerini aldatıp, kendi ruhlarına tecavüz ediyorlar. ve çığlıkları kulaklarımda rahatsız ediyor mütemadiyen. böyle acaip oyunlar oynamayın artık, rica ediyorum. ahh.. tabi ama doğru, unuttum yüreksizliği.. yüzüm dilim, suskunluk sözüm olmuş bu ara. zamanın hayatı hızlıca kovaladığı nefes alıp vermelere ayak uydurmaya çalışıyorum, aklım imgelerin deliliğiyle ezilmiş, bilinç yarı açık yarı kapalı, ortaya karışık... bıraksan, kış ve sonbaharı da yiyecekler. kar, yağmur, çamur, rüzgar, fırtına.. ilkbahar ve yaz dururken kim ıslanmak, kirlenmek ve üşümek ister ki zaten? biri olmadan diğerinin tadı çıkmayacağını da bir gün birileri bok atmayı bırakıp keşfeder diye ümit ediyorum.. iştahım da kesildi, ama iki dilim huzur da yeter bana. | ||
|
|
||