01 Nisan 2010, Perşembe
saat: 03:49


roman okumanın bin bir başka işlevi var elbette, ama ben ilk defa doğrudan benden bahsedildiğine, tam olarak benim tarif edildiğime şahit oldum. çin işkencesine dönüşen ve günlerdir elimde sürünen incecik bir romanı bitirir bitirmez, hemen karamazov kardeşler'e başlamıştım. kitabın henüz başlarında, ellili sayfaları civarında bir yerde, ivan'ın dikildiği yerin arka planında bir baktım ben duruyorum. çeviri kapabilmek için sabahtan akşama yayınevlerinin kapılarını aşındıran, telif karşılığında yazı yazmak için çırpınıp duran gerizekalılardan bahsettiği yerde. yeterince akıllı olmayanların bunların peşinden koştuğunu, neyse ki ivan'ın bu kadar gerizekalı olmadığını anlattığı kısımda tam. cümleyi okudum. durdum. gözlerimi kırpıştırdım. sonra okumaya devam ettim, ya ne yapacaktım? bundan yüz yıl kadar önce masasının başında hayatının zirve romanı olarak adlandırılacak kitabını yazan dostoyevski'nin, o andan yüz otuz yıl kadar sonra o satırları okuyacak bir kadının varlığını içinde hissetmesinden ve sırf ona takılmak, miniminnacık bir şaka yapmak için, onu birazcık da olsa gülümsetebilirse ne mutlu ola diye sırf, bu kıymetli romanının birkaç cümlesini kendisine ayırmasından gurur duyduktan sonra pek tabi.

ocak'ta iş görüşmesine gittiğim yerde, işin içeriğinden duyduğum heyecanın ve işverenin benim işe ne kadar uygun olduğumla ilgili duyduğu sevinç karşısında yaşadığım duble heyecanın gazıyla birdenbire dökülüp "benim de uzun vadede planım doktora yapmak işte" diye yumurtlamıştım da adam da işi bana vermemişti ya. dün kendisiyle haberleştik. benim başvurduğum pozisyona aldıkları arkadaştan pek memnun değillermiş. çok detaya inmedi, ama yaptığı tekliften anladığım kadarıyla yazdığı yazıları pek beğenmiyorlar sanırım. derginin önümüzdeki sayısı için bir yazı yazmamı teklif etti, bu cuma teslim etmek üzere. kalemimin lezzetine bakacakmış. yeterince tatlıysa, o zaman derginin her sayısında dört beş yazı yazabilirmişim. telif karşılığında pek tabi. verdiği konu acayip sıkıcı. ama napalım. bütün araştırmayı bitirdim. yarın da oturup yazacağım. merak uyandırıcı, eğlenceli, sürükleyici olsunmuş. allahın halıcısı hakkında merak uyandırıcı, eğlenceli, sürükleyici bir yazı nasıl yazılabilirse. yorum da yapayımmış lütfen, ama "adam nihayetinde kapitalistin teki" tarzı şeyler olmasınmış. beceremezsem bu günceyi gönderirim olmadı kendisine, benim lezzet anlayışım bu, işine gelirse derim. o da gider, işe aldıkları arkadaşa sarılır, tanrı'ya şükreder.

bu telif karşılığı yazı yazma işi olsun ya da olmasın, veyahut da çeviri işleri yoluna girsin ya da girmesin, bence artık şöhrete kavuşmamın zamanı geldi. önce ankara'dan istanbul'a taşındım. aylarca eski bir arkadaşımın salonunda yaşadım. sonra damı akan, eşyaları kırık dökük bir çatı katı daire kiraladım. ev sahibim paragöz hayın bir insan. ama mahalleli çok tatlı. kimseyle görüşüp konuşamasam bile çaycıyla ve bakkalla her gün en az iki çift laf ediyorum. ekim'den beri sürekli iş kovalıyorum. parayı kıt kanaat yetiriyorum. arada bir sağlık sorunlarım çıkıyor. dışardan bakıldığında işler o kadar da yolunda görünmese bile, yine de aptallara özgü bir mutluluk var içimde. evet, bütün yeşilçam klişelerini yerine getirdim. bence başka hiçbir şey için değilse bile sırf bu yüzden artık şöhret olmam lazım.

istanbul
hosting