04 Nisan 2010, Pazar
saat: 19:55


Anlatacak bir şey yok, bugünü çirkin kadın ve bakımsız kadın başlıkları altında bize kaderci veya kaderci olmayan ayrımlarının arasından bu ihtimalleri sunan Halk isimli makalemi, Zeki Demirkubuz'a yazarak ve arada da kimi yapmak durumunda olduğum çevirileri yaprak geçirdim.

Sonunu getiremedim.
Zaten nafile bir çaba gibi, şu düşen güneşe bakarsak.
Official olarak yaşlanıyorum ve vücudum babamdan dolayı ben 50 yaşındayken doğduğundan, nefesim ha kesildi ha kesilecek bekliyorum.

Film izlemem yetmiyormuş gibi bir de film eleştirileri okuyorum ki bu benim gerçekten bittiğimi gözterir. Gazetelerin bulmacalarını dörde katlayıp çantamın içine ne olur ne olmaz diye yerleştirmelerimde bundan. Late junctionda bile bir kinaye gizli.

Ankarayı bir tamir onarım alanı olarak görebilmek daha ne kadar nasip olacak bilmiyorum ama boynumu ve dişlerimi düzelttirmek ve saçlarımı o eski afrika formuna kavuşturup, dişçiden alacağımı düşündüğüm acı verimiyle de bir kaç kilo vermeyi sanırım kendime bu sene hediye edicem.


Katedral hakikaten şahane bir öykü. Superisinden sonra bir de İngilizcesini okudum. Yer yer kirli kahkahalar attım.

Ne yazık ki bir festival güruhu daha, benden sosyal davrandığından filmleri görüyor. Onlar aşağı düşse de sadece filmlerden tiksinenler gidebilsek festivallere.
Onlar zaten görecekler o filmi. Download edecek gerekirse yapımcısına bir mail yazarak edinecekler o filmleri. Oysa ben...

Emek sinamasına bize taşınabileceğini söyledim. O kadar yorgunum.
Sekizleri hiç sevmem, dokuzlarda da bir yaşlılık var. 30'u beklieceğim ya da 37'i herhalde.

Muhteşem muhteşem soğuklukta ve tatlılıkta bir fransız şarabı içiyorum.


istanbul
hosting