07 Nisan 2010, Çarşamba
saat: 14:23


londra notları 3:

- bir sonraki durağımız tate britain. gidene kadar biraz zorlandığımı itiraf etmem lazım. ilk kayboluşum o gün gerçekleşti. beynim durdu, bir türlü haritayı okuyamadım. ondan sonra kahramanım lonely planet kitabım sayesinde doğru metro istasyonuna ulaşarak müzeye varabildim. bu müze de gayet doyurucuydu. kimi eserler çok ilgimi çekmese de iyi oldu.

oradan çıkıp thames kıyısından battersea santrali'ne doğru yola koyuldum. biraz yanlış hesaplama nedeniyle düşündüğümden fazla yürüyüp sonunda karşısına varabildim. içine kadar gidecektim ama vazgeçtim. ortalığın çok sakin olmasının da etkisi olabilir. pink floyd aşkına o kadarını yapmasam da olur diyerek denk gelen uygun rotalı bir otobüse atlayıp merkeze döndüm.

daha önceden yolunu gözüme kestirdiğim covent garden'a gittim. orası da eski sebze meyve hali, şimdi çarşı. çok keyifli, yaşayan bir yer. meydanda çeşitli akrobasi gösterileri vardı, kalabalıktı şansıma. turladım, babama üstünde "captain's word is law" yazan bir şapka aldım, sonra bir şeyler atıştırıp m.'a gittim. covent garden yakınlarında london transport museum da vardı ama pek ilgimi çekmediği için uğramadım kendisine. diğerlerine oranla biraz "tırt" bir gün oldu.

- sırada dali uğruna gittiğim karşı kıyı var. çılgınca yürüyüşlerim nedeniyle benden desteklerini çeken ayaklarım yüzünden sakin bir gün yaşamaya karar vermiştim. önce dali universe gezilecek ardından nehir turu yapılacaktı. lakin dali universe taşınmış, uçmuş, kaybolmuş, yeri akvaryum olmuş. rivayete göre chelsea'ye gitmiş ama kesin bilgi yok.

o yüzden uyuz m.'ı kandıramadığım için binemediğim ultra yüksek london eye'a şöyle bir aşağıdan bakıp iç geçirerek nehir turu'na çıktım. o güne kadar çoğunu gezmiş olduğum yerleri bir de sudan gördüm, keyifli oldu. dibine kadar gidip uğramadığım shakespeare's globe'u yine görüp yine utandım kendimden. bir daha sefere içinde bir oyun izlemek üzere diyip konuyu kapatıyoruz. teknemiz greenwich'e kadar gitti. isle of dogs gibi yeni gelişen kısımları da görme şansım oldu böylece. ayrıca nehir kenarı ev fiyatlarının nasıl uçuk rakamlara çıktığını öğrendim.

greenwich'te havanın da birden bozmasıyla bana basan açlık, yalnızlık ve gurbet duygusu nedeniyle bir salaklığa daha imza atarak başlangıç meridyeni ve gözlemevine gitmedim. onun yerine ruhsuz bir pub'da yemek yiyip sondan bir önceki dönüş teknesine yetiştim. insan yapıyor bazen böyle şapşallıklar. dönüşte london eye yerine tower of london'da inip dolaşa dolaşa buluşma noktamıza gittim. güzel bir gün sayılabilir.


istanbul
hosting