07 Nisan 2010, Çarşamba
saat: 14:46


londra notları 4:

-cumaya (19 mart) geldik, m.'ın da izinli olduğu gündü bugün. benimle geçirsin diye izin almış ama nankörlüğüm yüzünden yine yaranamadı bana :) nehir kıyısında kısa bir tur sonrası süper görünümlü ama dandik kremalı çilekli pasta ve sonrasında westminster abbey !

haliyle o çevredeki diğer hükümet binaları, house of guards, big ben vs. içeride yine fotoğraf yasaktı maalesef. gerçi bazen iyi de olduğunu düşünüyorum. yoksa etrafa bakamıyorsunuz fotoğraf çekeyim derken. garip bir hırs. en güzel kısmı haliyle "lady chapel"dı. beni yere yatırsınlar ben yıllarca o tavanı, o güzelim dantel gibi tonozları izleyeyim. onun dışında jane austen, lewis carroll, chaucer ve daha birçok ünlü yazarın bazılarının mezarlarını bazılarının da anıtlarını gördük. ana koridorda ise darwin ve newton anıtları vardı. darwin'e orada yer vermelerine şaşırdığımızı itiraf etmeliyim :)

çıkışta chelsea ve sloane square ! yaşamak için güzel yer allah için. beğendim çok. klasik sıra ev görüntülü sokaklardan bolca var burada. bir de süper cupcakeler ! saatchi gallery'yle uzaktan kesişme ama saatin geç olması nedeniyle veda.

-cumartesi günü notting hill ve portobello road. tamam, hugh grant orada yaşamıyor olabilir ama değdi yine gittiğimize. tıklım tıklımdı. uzuuun bir cadde, iki yanında dükkanlar ve tezgahlar var. bu kadar çok antikacıyı bir arada görmemiştim hiç. gerçi bir çok obje eskitilmiş ama yeniydi. keyifli bir çarşıydı. abur cubur bakımından da kendilerini kutlamak isterim. kağıt içindeki fish & chipslerde aklım kaldı.

oradan hyde park kenarından yürüyerek harrods'a doğru yola koyulduk. Bu sırada albert anıtı'nı ve royal albert hall'u da gördüm. eski çift katlı otobüse rastladık, telefon kulübesi fotoğraflarımı çektik. pubın birinde karnımızı doyurup biramızı içtik. sonunda mağazaya vardık. harrods'ta kılık kıyafet fazlasıyla el yakıcı olmakla beraber yiyecek içecek kısmı çok keyifli. oradan çıkışta da kalan turistlik görevlerimi yerine getirdim. piccadilly circus'ta eros önünde ve metro çıkışında fotoğraflarımı çektirdim. sonra minik bir bavul alıp tıkır tıkır otele gittik. akşam da çin yemeği :)

- pazar günü önce m.'ın yerini ayırttık her zamanki otelinde. sonra natural history museum'da hızlı bir tur attım. bina çok güzel. her yerinde yapısal eleman olarak hayvan motifleri kullanılmış. tam girişin karşısında beyaz mermerden bir darwin heykeli var. dev mavi balinayı görüp hayretler içinde kaldım. çok fazla çocuk vardı, m. da kapıda ağaç oldu ondan kısa kestim.

oradan victoria & albert museum'a gittik. çok eser var ama biraz dağınık bir müze. çok keyifli havuzlu bir avlusu var. diğerlerinden farklı olarak cam, gümüş, dokuma gibi eserlerin yapıldığı malzemeye göre sınıflandırılmış bölümleri var. bir de mimarlık bölümü vardı. bulması zor oldu ama ünlü mimarların eskiz ve maketlerini görmek güzeldi. bir de st. paul katedrali kesiti vardı.

müze çıkışında sandviçlerimizi alıp hyde park'a gidip karnımızı doyurduk. benim serpentine gallery ısrarlarıma dayanamayarak yanlış bilgilendirme sonucu olmayan yaz pavyonlarını bulmaya gittik. sonuç hüsran ama neyse, keyifli bir yürüyüş oldu. meğer sadece 3 ay kalıyormuş o eserler. her yıl yenisi yapılıyormuş. ardından kapalı da olsa baker street'teki sherlock holmes müzesi'ni görmeye gittik. olmayan bir adamın evini görmek için bu kadar hevesli olmama bir anlam veremediğinden benimle hayli dalga geçse de götürdü zavallım. sonunda bir amacıma daha ulaştım.

dönüş yolunda şehrin ileri gelenlerinin oturduğu regent's park çevresi ve madame tussaud müzesi'ni gördük. sonunda doooğru oda ! zavallı ayaklarım ve ben !

-son günüm olan pazartesi günü m.'ın "allahım neydi günahım" yakarışlarıyla uyandım. o yorgunlukla işe gitmeye çabalıyordu kendisi. o gittikten sonra ben de hazırlanıp önce postaneye gittim. arkadaşların kartlarını yolladım. küçük bir macera oldu benim için. ondan sonra babamın kuzeni z. abi'yle buluşmaya gittim. vakti tam kestiremediğimden biraz beklettim maalesef. onunla leicester square ve trafalgar'da kahve keyfi yapıp hasret giderdikten sonra kendimi national gallery'ye attım, ruhumu teslim ettim de diyebiliriz çünkü en sevdiğim ressamların toplu geçidine şahit oldum. çok keyifliydi. kendime müze dükkanından monet şemsiyesi aldım, çıkışta da yağmur başlamıştı, hemen açtım kullandım !

meydanda bir cafede karnımı doyurduktan sonra birden hiç alışveriş yapmadığım aklıma geldi. son çırpınışlarla mağaza gezmeye koyuldum. istediğim gibi hiçbirşey bulamadım. sonra m.'la buluştuk aramaya devam ettik, oxford street ve şu an adını kesinlikle hatırlayamadığım güzel bir çarşıya gittik ama sonuç yine sıfır. dönüşte hayli alay konusu olsam da elden bir şey gelmedi maalesef. sonra yemek ve otele gidip bavul toplamaca.

end of dolce vita !

şimdi baktım da güzel gezmişim be ! sefam olsun ! başta annem, babam ve m. olmak üzere emeği ve desteği geçen herkese teşekkürler :) ehe !


istanbul
hosting