13 Nisan 2010, Salı
saat: 00:56


hani hep diyorum ya:

"insanı düşüncelerini yazmaktan soğutuyorlar" diye.

hani akşamüstünün konu başlığı da buydu ya felixle.

doluyorum günlerce... "yazayım, başkalarıyla paylaşayım, beğenilir-beğenilmez ama en azından rahatlamış olayım diyorum ya ara sıra...

sonra vazgeçiyorum... savunduğum düşüncemi anlama güçlüğü çeken beyinlere ısrarla açıklamaya çalışmaktan, savunurken bile "lanet olsun" demekten bıktığım için.

at gözlüğü mü? o da ne?

kendilerine göre doğru olana o kadar körü körüne bağlanmışlar ki, neler döndüğünden bihaber durduları yerde eşeleniyor insanlar ve başkalarına saldırmak o kadar kolay geliyor ki; kendi yanlışları ortada halay çekiyorken, devekuşu misali kıçları açıktayken, dikkatleri başka yerlere çektiklerini düşünüyorlar çevreye bok atarak...

bir mesele daha var ki evlere şenlik.

kişinin yaptıkları herkesin sabır sınırlarını aştığında,
çevrede başka kimse kalmamışsa eğer, en saf ve dostluk adına her haltı yiyebilecek sazan seçilir. defalarca kullanılır, kazık atılır ama defalarca özür dilenir. sazan kimse affeder ve dostunun sorunlarını aile içi problemlerine bağlar. her yanlış daha büyük yanlışları doğurur çünkü herbiri başka bir yalanla kapatılmaya çalışılıyordur. sazan kimse yalanlara alet edilmeye devam ederken hiç ummadığı bir anda dost bildiği insandan öyle organize bir kazık yer ki cümle alem şaşar kalır. ama dost hazretlerinin hesaplayamadıkları vardır...

iki şey sebeptir bu yazıya.

birincisi feyzbuk iletim nedeniyle bana demediklerini bırakmayan ve arkadaşlık sıfatlarını sorgulamamı sağlayan kimseler...

ikincisi de 10 yıldır arkadaşım zannettiğim, uğruna bölüm başkanı dahil herkese türlü yalan söylediğim ve yalanı ortaya çıkmasın diye binlerce takla attığım kimse...

iki sinir birleşince samanlık yanar kül olur derler. ben içimdeki insanlık kırıntısını ve vicdan azabımı sorguluyorum.

şeytana uymak tam da benim gibi ukalaya yakışan harekettir.

sarumanın koyunu sonra çıkar oyunu


istanbul
hosting