13 Nisan 2010, Salı
saat: 02:59


hayatımı sabitlemeye çalıştıkça iyice denetimimden çıkıyordu. bu sefer korkunç bir paniğe kapıldım, sanki biriktirmek için uğraştığım her şey ellerimin arasından kayıp gidiyor gibiydi. sonra deli gibi sabitlemek için çırpınmaya başladım. sonra sabitlemeyi bir takıntıya dönüştürmemeye karar verdim. sonra hiçbir şeyi bir takıntıya dönüştürmemeye karar verdim. sonra iyi birisi olmaya karar verdim. şimdi bütün bunları yapmaya çalışırken elimde kalan müsveddeye hayat demeye bin şahit ister. o kadar sıkıcı bir şey oldu ki. belki de bayan ç'nin dediği gibi, gerçekten iyi olan insanlar oturup iyi olmak için çabalayıp, ama hayır bu çok sıkıcı demiyorlardır.

ya da belki benim mevcut halim aslında son derece iyi kalpliydi. birkaç yeri değiştirsem iyiydi de benim elim biraz ağırdır ya zaten, yine fazla kaçtı. belki de içimdeki naif ve heyecanlı abuklukları sürdürseydim otuzlu yaşlarının ortasında bir loser bozuntusu olacaktım ki bu tezer özlü'den çok düşkün bir serpil çakmaklı'ya benzeyecekti. düşkün bir serpil çakmaklı olmayı kabul edemezdim çünkü hayat hepimize acı acı vursa da kadınları inletir, ağlatır, süründürür ve kepaze eder. teoman'ın bile, ki kendisi çok entel muhitlerde gezer, kadın muadili yoktur ve olamaz. dolayısıyla başarı ve sükunet şarttı, başarmak için çok çalışmam gerekiyordu, sükunet konusu ise daha zordu. kendimi kırbaçlayarak sustum.

şimdi, bir kez daha bir bok denizinden çıktım. bir kez daha tek başıma çıktım. bir kez daha tıpkı ibrahim tatlıses'in dediği gibi, ulan istanbul filan diye arabesk konuşmalar yaparak, tırnaklarımla kazıyarak çıktım. da nereye çıktım. bundan sonrası nasıl olacak ki anlam verdiğim her şey ne kadar anlam değiştirmişken. istanbul şehri dışındaki her şey bende tuhaf bir apati yaratıyorken, bir garip tiksinti. bu kelime vagonları'ndan, bu gerzek oyunlardan gerçekten bıkıyorsam. bu bıkkınlık da orta sınıf bir depresif hal, bir bunalma şampiyonellalığı değilse, sadece gerçekten ve basitçe bıkıyorsam. kendime tüm bunların gerçekten bir boka yaramadığını anlatan bir dünya kursam diyorum. üstüne biraz yeraltı kibri, biraz siyasal öfke ve biraz da peygamber nefesi eklesem, öyle yapabilsem. gerçekten iyi birisi olmanın tüm bu kurallardan değil de kalpten geçtiğini bilen ve kalbini ötekilere göre değil de kendine göre kuran biri olabilsem. kalp ya, ne güzel kelime. gerçekten sizin laflarınız ve kriterleriniz ve alkışlarınız ve yergileriniz ve her bir bokunuz bana kaç yazar desem.

nerde kalmıştık. evet, sabitlik. sabitlik, senin ta sülaleni desem. bilmem anlatabilir miyim.

istanbul
hosting