|
20 Nisan 2010, Salı
saat: 12:23
güllük canım, fark ettim ki kulakta sürekli müzikle gezmek kişiyi gayri ihtiyari olarak depresyona sürüklüyor... hep bir modda geziyor hale geliyor ve etrafınla olan tüm bağların da kopuyor. bunu nasıl anladım? şöyle ki uzun zamandır ona buna koşturmaktan, müzik aletimin içine -ki ofis bilgisayarıma yüklenen water wall dolayısıyla hepiciği silinmişti!- yeni şarkılar atmaya fırsat bulamamaktan kelli, bomboş bir aleti yanımda da taşımaya üşenmekten ve telefonumun da kulaklığını sürekli bir yerlerde unutmaktan hiiiiç fırsat bulamaz olmuştum. ve bunun bende bir boşluk bir eksiklik hissettirmediğini de fark edince, üstüne bir de yolda orda burda ve de şurda etraftaki gürültüleri duymaktan hoşnut olmakla, kendimi ortamlara insanlara daha bir yakın hissetmemle başladı her şey... sonra bir de baktım ki kulakta müzik olması demek kendini içine kapamak demek. kendini saklamaya çalışmak demek. tam bir deve kuşu örneği... elbet bu da bir dönem benim için. zira uzun zamandır o eskiden kilometrelerce yaptığım yürüyüşlerim de yalan oldu. ki o durumda şahane olabilir. yani yalnızken o şarkıların ritmiyle yürümek gibisi var mı ey güzelim? ayhşşş! neyse, ben korelilere boğulmuş haldeyim canım. hiç aşk meşk ya da benzeri şeyler yok hayatımda. gayette mutluyum şu günlerde ama evet hala sımsıcak bir kucağı özlüyorum. birinin boynuna kafamı gömüp mis kokusunu içime çekmeyi de... yirmiüç nisan geliyor ama neşe dolamıyor insan zira hala çok şey var yapacak bizim çocuklar için... onlara üzülüyorum güllük. diğer çok şey yalan oldu sanırım bu sebeple. hayatımı birilerine böyle bu şekilde adamak istiyorum. işe yaramak... her gün bir çentik atmak. o çentikleri atarken aslında ayaklarının günden güne daha bir gerilere gitmesi... sıkılıyorum böyle şeylerden bahsedemiyorum sana üzgünüm. "she's out in deep water hope he's a good swimmer" James - getting away with it all messed up! | ||
|
|
||