20 Nisan 2010, Salı
saat: 23:15


evde olmadığımda aklım sürekli onda; canı sıkıldı mı?, ya yemeği bittiyse!, balkondan düşmemiştir umarım, ya ortalıkta birşey bıraktıysam ve oynarken kendine zarar verdiyse!, su kabını devirip susuz kalırsa!

şeklinde altyazılar daima beynimden geçtiği için işlerimi maksimum hızla bitirip eve geliyorum. kapıyı açar açmaz bir hiperaktif canlı üzerime atlıyor.

sürekli dikkatleri üzerine çekmek için yapmadığı yok;

-hmmm sülonun gömleği şahaneymiş hemen üzerine yatmalıyım! hayır pantolonu daha şahane ütüsünü bozmalıyım.
-olmadı klavyenin üzerine çıkıp salına salına yürüyeyim bakalım yine bilgisayara ne gibi zarar verebilirim.
-masanın üzerinde birşey bırakmayın diye kaç defa söylicem! (bir pati darbesi) al bak yerde daha güzel duruyor
-balkona çıkıp aşağıya sarkınca deryanın tansiyonunun düşmesine bayılıyorum, dur tekrar yapayım!
-evet bir sepetim var ama bu uyuyacak tek yer anlamına gelmiyor, buzdolabı üzerinde uyuyabilirim karışamazsınız bana!
-istediğim zaman sevdiririm kendimi yoksa ısırırım, tırmalarım akıllı olun!
-her türlü zararı verebilirim ne de olsa çok sevimliyim, kendimi her şekilde affettiririm.



evet ne yaparsa yapsın çok seviyorum ben oğlumu. ellerimdeki çiziklerin zerre kadar önemi kalmıyor akşamları kucağıma kıvrılıp uyuduğunda... ve iyi ki kurtarmışım onu diyorum minicik bedenine taş atan çocukların ellerinden.


istanbul
hosting