|
25 Nisan 2010, Pazar
saat: 00:20
hey gidi muzaffer hanım! sana ait değil, değil mi o ayaklar? senki yüksek ökçeleri giyip serçe gibi sekerdin yollarda. o bacaklar da senin değil biliyorum dizden dört parmak yukarda gece elbiselerin vardı senin, ona uygun gece mantoların düğün dernek oldu mu hiç kaçırmazdın gündüzleri hazırlıklara koşar, gece pistte oynardın. hey gidi muzaffer hanım hey kalkmaz oldu o bacaklar yerinden, o ayaklar taşımaz oldu bedeni senki 40 yıl evvel aklına estiği yere giden kadın! noldu gözlerine muzaffer hanım, seçmiyor mu artık renkleri? ne iğne oyası kaldı,ne dantel ne kaneviçe... işlemez oldu ellerin, iğneden kapkalın şişlere geçtin ilmekler durmaz oldu şişlerde, hep kavga eder oldun elindeki işle. hey gidi muzaffer hanım hey, sen ki torununun torununu görmüş, kız erkek ayırmadan bütün torunlarının çeyizini yapmış kadınsın ağır geliyor böyle yaşamak. dört katlı, yüksek tavanlı bir rum evinde yedi çoçuk büyütmüş,kimisinin acısıyla yanmış kavrulmuş bir anasın zor geliyor taşımak onca acıyı, eskiye duyduğun özlemi. isyanın boşuna değil, iki evlat vermişken toprağa ben niye yaşar dururum diye haykırışın boş değil rabbim onlardan aldı da mı bana verdi diye sorarsın yaşamak sana zul gelir, senin o halin bana hele dedin ya, sen istedin hep, en küçük benim, benim evlendiğimi göreceksin daha bekledim ne cıkacak karşıma diye a kızım ya evlen ya beni azat et! anneanneme... | ||
|
|
||