|
26 Nisan 2010, Pazartesi
saat: 14:31
UZUN KOŞU bu ıssız bu tenha bekleyiş bu şehrin bitiminde en izbe uğultusuz camların ışığı içen sesi şekilden şekile giren yüzün hangisine tutunayım hangi çehreden yol geçer atlayarak tüm şehirleri içinden içime bu ıssız bu ıslak dudaktan dökülen kelimelerin çarpığıyım bilesin martılar kanadın terler ellerim kuy(t)una göçer birden ellerin sevişme yerim geçerim dağından dağılıp ter ter dağına dervişim yürür geçerim ülkenden ölür içimde adım adımladığım isminde Yağmurdu gün yüzüm sana dönük durmadan yağmurdu Nehirler taşıran yürüten denizi üstüme arzuya yürüten Asasında şehri yaslanıp yürüten dervişi dizlerine Yağmurdu cama uzak yağıyordu geceye bulaşıyordu Çarparak köpek seslerine azalıyordu içim azıyordu Ağlıyordu içime gizlice giren çocuk ah çocuk Ellerin ne çok ufaktı dünden günken çakını çekip cebinden Bir dala düştü kocaman söğüt Islık ıslık büyüyen elinden Şimdi ne çok şiir büyür birden Saklandığın yerinden içime göçen kervansın Kuytuna diklenen eşkıya direnciyle Dağına duruyorum her dem | ||
|
|
||