26 Nisan 2010, Pazartesi
saat: 15:39


musonik bir yağmur döküldü hala da dökülüyor, bir küçük göl yağdı tepemize on dakkada... yağmıyor dökülüyor ya, bardaktan falanda boşanmıyor yani resmen bir ırmak falan akıyor binanın üzerine. ciddiyim bu akış yağmur debisi falan değil, yerçekimi ile falan daha yavaş düşerdi bu damlalar şimdi arkadan da ittiriliyorlarmış gibi sapıkça bir hızla... yani mümkün değil biliyorum ama bu kadar abes yağıyor...
sabah yüzümün nasıl yaşlandığına büyülenmiş gibi uzun uzun bakarak başladım güne... zamanın yüzüme yaptıkları güçsüz hissediyor bana kendimi. yaşlanırken insanın kendi yüzünden daha başka bir yeri olmalı bakacak.
sabah kanser ameliyatından dönmüş bir arkadaşla çay, sonra nille spor gereçlerini almaya eve koşturma, bir genç adamın itiraf edemediği duygusal sıkıntısı hakkında tahmin yürüttük. nil tutturdu bana söyleyemeyeceği birşey yok, biz çok yakın arkadaşız bu ibne falan oldu söyleyemediğine göre... sonra yeni boşanmış bir arkadaşın aşk meşk hikayeleri kahve eşliğinde öğlen paydosundan dönüşte ufaklığın biriyle yatıp hatırlamam olasılığı üzerine mülakat yaptık. sonuç evet bizim kızın bekaret sarhoş kafayla gümbürtüye gitmiş ve oğlan gerçekten selam bile verilmemesi gereken bir it. ama bu sonuncuyu önceki mülakatlarda defalarca teyid etmiştik. nedir bu adamla söz konusu olduğunda bu kadar saçmalamı sağlayan akıl mı diyor. sıçayım böyle akıla. ama akılsızlığında menşeği akıl denilen zihni uzuv değil mi sonuçta...
ana fikir. gençlerin renkli çalkantılı duygusal yaşamları var bakacak. yaşlı arkadaşlar sağlık sorunları ve ölüm korkusu işe meşgül. ve benim kendi yaşlanan yüzüm var sadece dönüp dönüp baktığım. ama yinede en şanslısı ben değil miyim kaifa'm.

istanbul
hosting