26 Nisan 2010, Pazartesi
saat: 16:22


Adamın harika işlerini gördükçe biraz hüzünlenip, biraz da kızıyorum kendime. Sanırım teklifini kabul etmemiş olmam o anki manasız "hayır, aslında benim istediğim budur" direnişime sığınarak, neden oluyor bu kızgınlığa ve bende yarattığı hırsa. Şimdi o memleketten bu memlekete bitmeyen fantastik kaçışlarda kaybolup uzaklaşmıştım buralardan..
o an'ın bir dönüm noktası olabileceğini kestirebilmiş olsaydım önceden... keşke'lerim yok, mühürledim.

Gölgesine sığınıp nefes alabileceğim tek bir ağacın olmadığı ıssız, nasıl battığını bazen anlayamadığım görünmez dikenlerin bol olduğu, kimi engebelerinde yalpaladığım ve kavurucu güneşin kollarında akmakta olan bu çölde nadiren karşıma çıkan gerçek ağaçları görmezden gelerek seraplara aldandım hep.

ama artık...

artık aldanmıyorum ki.

hiçbir şeye ve hiç kimseye..

ben hep karanlığı sevdim, ondan güneşe bu nefretim. öfkeyi kalkan yaptığım kırılganlığımı sırtıma alıp zorun peşinden gitmekle, kolayı görmezden geldim hep. kolaycıları da sevemedim, yaklaşmadım, yaklaştırmadım.
yaşamımdan.. kime ne?

mutsuzlukla ördüğüm duvarlardan gözyaşlarımın nemiyle fışkırmış duygu mantarlarını toplayarak beslediğim kalbimin sesi, yürekliliğimin deliliği, aklımın elleri, ruhumun diliyle yürüyorum kendi düzlemimde.
şikayetim yok.. kime ne?

...

"..
diyorum ki ölebiliriz-
en iyi yaşamsallık
üstün değildir çürümekten,
peki ne çıkar bundan?
.."






istanbul
hosting