|
29 Nisan 2010, Perşembe
saat: 17:20
sanırım kendimi öldürebilirim.. ama babam kahrolur.. buna dayanamaz ve hemen ardımdan gelir.. annem gelir mi bilemiyorum.. zira babam duygularını dışa vurmaktan çekinmediği için bundan emin olabiliyorken, annem duygularını daha ziyade içinde yaşadığı için kestiremiyorum.. ama tabiki ömründen ömür gideceğini biliyorum.. sırf annemle babamı düşünerek bile bu eylemimden (laf!!! sanki bunu yapacağım da) vazgeçebiliyorum.. peki ya diğerleri? sanırım diğerleri de zamanla alışır.. kardeşlerim.. arkadaşlarım.. önceleri çok ararlar beni sonra arada anarlar. ve hayatlarına devam ederler.. bu hep böyle olmamış mıdır? sevgilimi hesaba katmıyorum. çünkü öyle bir durumda ne yapar hiç bilmiyorum.. aslında biliyorum da bilmiyorum gibilerinden değil, gerçekten bilmiyorum.. bunun için empati kurmam lazım.. ama bu çok uzun süreceği ve beni çok üzeceği için şuanda bunu yapmaya üşeniyorum.. çizgi film izlerken bile ağlayabilmeyi becerebilen bir insan olduğum için.. tabiki bunun bir de öteki tarafı var. kendini öldürürsen eğer, cehennemi var.. peki bu durumda yaşamak zorunda olmak bir ödül mü yoksa ceza mı? hepimiz birgün ölmeyecek miyiz? ve ben dahil çoğumuz hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşamıyor muyuz? kaçışı yok ulan bunun.. "her canlı bir gün ölümü tadacak" bu kadar! ötesi yok! geçen gün evlilik işlemleri için sağlık ocağına giderken mezarlığın tam yanından geçtim. kaldırımda yürürken beyaz mermerlerden ibaret manzaraya baktım.. isimleri okumamak için gözlerimi kaçırdım.. nerede, ne zaman duyduğumu ve neden inanıp, uyguladığımı bilmediğim bir batıl inanç.. beynimde iç sesim yankılanıyordu; "mezar taşlarını okursan unutkan olursun!".. zaten bu lanet olası iç sesim hiç susmuyor.. yerli yersiz, zamanlı zamansız hep konuşuyor.. işi gücü yok, tek zevki beynimi kemirmek! ama yeterince unutkan olduğum için buna katkıda bulunacak herhangi bir şey daha yapmak istemedim.. yine de bir şehidinkine denk geldim. o isimden sonra ruhlarına fatiha okumaya başladım.. kabul olmayacağını bildiğimi düşünerek.. aklımda yine doğruluğu tarafımdan hiçbir zaman araştırılmamış, üstüne bundan hep öcü gibi korkup kaçılmış, binbir kulaktan dolma yanlış.. hızlı adımlarla ilerliyor, oradan biran önce uzaklaşmak istiyordum.. bu "gerçek"ten kaçmış olmamak için de kaldırımdan ayrılmıyor, bu davranışımla güya ölümden korkmadığımı kanıtlayıp, kendimi kandırıyordum.. oysa o sırada yol seviyesinden yüksekte kalan mezarlara bakıp, gömülen ölülerle aynı hizada olabileceğimi düşünüp, gözümde çürümüş cesetler canlandırıyordum.. birgün benim de öleceğimi düşünüyordum.. nerede, ne zaman, ne şekilde? bilmiyorum.. sanırım burada saklamama gerek yok.. ben ölümden ve ölmekten çok korkuyorum!!! o mezara girmekten ve çürümekten.. bugün bu sitede bir yazı okudum.. mevlana demiş.. fikirdir varlığın, et ve kemiktir geri kalanın.. ya da buna benzer birşey.. cümle birebir değilse de anafikir belli.. beni ben yapan ruhum.. o olmayınca bedenimin ne önemi var ki. ama işte.. korkuyorum.. birgün oturup vasiyetimi yazmak istiyorum.. herkese oturup tek tek yazmak istiyorum.. verdiğim değeri, ne kadar çok sevdiğimi.. eskiden yani küçükken.. hoş şimdi de değişen birşey yok ya.. banyo yaparken ailemden birinin birgün öleceği fikri gelir düşerdi aklıma.. suyla birlikte akıtırdım gözyaşlarımı.. ve dua ederdim Allah'a önce benim canımı al diye.. ama şimdi büyüdüm ya.. güya!!!.. olgunum ya.. en son benim canımı al Allah'ım diye dua eder oldum.. kimseye acı çektirtmek istemem.. kimseyi yasa boğmak.. hem ölüp gitmek kolay, gidenin ardından kalmak zor olan.. | ||
|
|
||