|
06 Mayıs 2010, Perşembe
saat: 21:11
M.M'nin kurşunları uzininkilere benziyor... Uzun, deri bir paltonun altında saklı değil tekniği, boynuna asılı... Sessizce yaklaşmıyor, dikiliyor karşıma, daha ilk cümleden mermiler sıyırıyor etimi... Arkamı sağlam taş'a arkadaşa verip, sıcak çorba niyetine albino aşkı azık ediyorum yoluma... yoğun ateş taaruzuyla ilerliyorum sayfalar arasında. biliyorum, kapağı açarken biliyorum... hüzünbaz gözler; derisi kalın benim gibileri tanıyor, imgelerini sık sık değiştirip, saldırısına aralıksız devam ediyor... elbet hayati organlarımdan birine isabet ettirecek... Mutlaka delecek... ve mutlaka delecek... tararken kör atışlarla, yankılı, boş duvarları ve mutlaka delecek... kör olmadığını bilmek için karanlık gerekli değil midir? karaciğer ağrımaz... ama sekmeden keyifle öldürür... "yetimlik" ; cımbızla çıkarttım ılık karanlıkta, ölmüş karaciğerimden; kara kaplı defterime, çirkin parmaklarımdan indi... tükenmez kalemin yalın mürekkebi, denize düşüp sayfada halkalar yaptı... aylarca defterle çantamda taşındı; yanmış et, taze barut koktu. sık değil, arada okudum, M.M'nin vurduğu, sızlamayan karaciğerimin tam üstünde hanabiler bitti, dövme oldu tenimde... 2004 Haziran'ında içime, sıcak japon çeliği dökülmemiş gibi, dallarından uzandım baharlara... Haziran'nın dekoltesidir Mayıs; ucuz bir cüretkarlıkla et pazarlayan. midem hassastır işte benim Mayıs'ta ve başım zonklar pazarlarında... ikincisinde boğazıma zorla parmak atıp, kusturur... içimde safradan öte birşey kalmayana dek kusarım... kara kaplıya değmedi elim. inanmadığım uğurların bacağını okşadım, utangaç, masa altından... ilk pazar öncesi, alelade bir taksim gecesinde hafif alkolde,kara defteri pervasızca çıkarıp dövmemi gösterdim. ve Mayıs, o pazar bir yetim daha yeşertti toprağından. dövdüğü bizler yetmedi, yetmedik... yetmek olsaydı; her ay mayıs olsaydı... Bizler yetmedik... M.M "yetimlik kimsenin tekelinde değildir, ... | ||
|
|
||