|
14 Mayıs 2010, Cuma
saat: 09:42
şöyle bir otuz-kırk yıl sonra en mükemmelinden bir teyze olacağımı bilmek ne güzel. pencerede dur gelen geçene laf söyle. parklarda gençleri esir al, altmış yılın anılarını anlat. kasalarda kasiyerle sohbete dalıp arkadaki kuyruğu uzat. her an konuşmaya hazır. her an panik. ama en önemlisi, en ufak bir terslikte sağa sola telefon aç, son durumu öğren, bin soru sor. az önce ösym'yi aradım da, tam da benim kafadan bir kadın çıktı. ben "meğdür oldük, ösym bişi yapmasin mi" diyip durdukça kadın da kendini kurumuyla özdeşleştirmiş her meğmur gibi karşılık verdi. üçer kere falan aynı cümleleri birbirimize söyleyip teşekkürleşerek telefonları kapattık. geleceğe yatırım dedikleri bu değilse nedir arkadaşım. öte yandan, bu iş bugün 2.30'a kadar olmazsa ben o işgüzar adama en fazla ters bakışlar atarım ama napalım. halletmek için geldiğim hiçbir iş yolunda gitmemesine rağmen dün kendi çapımda mutlu oldum. bu neredeyse son bir yıldır o kadar hiç kimseyle tanışıp sonra da arkadaş olmadım ki, geçen hafta gecenin bir yarısı birden aklıma düşmüştü, biriyle nasıl tanışılıyordu, ne oluyordu da bazılarıyla yakınlaşıp samimileşiyorduk, ne diyorduk diye. yeminlen. sıfırdan tanışmayı kastediyorum ama ben, duyduğun bildiğin az biraz muhabbetin olan biri değil, oturduğun yerden gördüğün biri. dün asistan arkadaşlardan birini görmek için bölüme uğradım, kantinde oturduk, bir sürü arkadaşı geldi gitti, sohbet muhabbet enseye tokat diye giderken birden kendime dedim ki i am not bad at this. aynen böyle dedim. this diz diye çıktı tabi ağızdan, öğretmediler ki okulda yemin olsun. üç saat uyku kafası bu. o üç saat uyku sırasında da rüyamda çeviri yaptım. kendimi çeviri yaparken falan görmedim. bildiğin, arada sözlüğe baka baka, cümle cümle çeviri yaptım. sabah babam uyandırdı sonra işleri halledebileyim diye. kimsiniz dedim babama. çok da kibarım. neyse geçti geçti. there there. der der tabi o. | ||
|
|
||