|
16 Mayıs 2010, Pazartesi
saat: 23:39
Sırf trene binmiş olmak için ve aslında sırf gitmiş olmak için çıktım evden sabah. Bisiklete atlayıp istasyona varana kadar da nereye gideceğimi hiç düşünmedim. İstasyonda tabelanın önünde durup daha önce gitmediğim bir şehri seçtim rastgele. Ferrara... Nasıl olurda atlamışım bu şehri bu zamana kadar. Unesco tarafından Rönesans döneminin örnek şehri olarak koruma altına alınmış. Sokaklar dapdar ve evlerin rengarenk panjurları ile capcanlı, Po Nehri şehrin içerisinden akıp gidiyor. Bütün gün yağan yağmurun eşliğinde mutluluktan sarhoş bir şekilde tek başıma yürüyüp durdum. Fotoğraflar çektim, ve insanları izledim, İstasyona geri döndüm akşama doğru, bir bira açıp peronda oturmaya başladım. Öyle bir an düşün ki, hiç bir yere yetişmek zorunda değilsin, yakalamak zorunda olduğun bir tren yok, geç kaldığın için sana sinirlenen bir bekleyenin yok. Önünde uzanan raylar, istediğin yöne gidebilirsin, ya da olduğun yerde kalabilirsin ta ki sadece sen gitmek isteyene kadar. Güneş batmak üzere, bir yandan da ince ince yağan yağmur, bir mayıs akşamı, ılık hava, soğuk bir bira, trenler, rayların o alışılmadık melodisi ve gitmek düşüncesi. Sırf bu anın keyfini yaşamak için gidiyorum. Az önce dondurma yemek için San Prospero meydanına çıktım, en sevdiğim dar sokaklardan geçerek. Sokaklardan bir tanesinde flüt, org ve gitardan oluşan bir grup oturmuş kendi konserini veriyor. Hayat beni mutlu etmek için elinden geleni yapıyor, bunların kaçırıyorsam eğer suçlusu benim. Gökyüzüne bakmaktan, sokakta rastgeldiğim bir grubu dinlemekten ve bir mayıs akşamında üşümekten dolayı mutlu olabildiğim için Teşekkür ederim Tanrım. you are wrong if you think that the joy of life comes principally from the joy of human relationships. God's place is all around us, it is in everything and in anything we can experience. People just need to change the way they look at things. | ||
|
|
||