18 Mayıs 2010, Salı
saat: 05:22


galiba buraya da alışıyorum. alışılabilecek bir rutini yok, diye dşünüyorum bir yandan. neyse. fena gitmiyor en azından. içim biraz daha rahat.
bugünlerde istanbul saplantısı oluştuğuna iyice inandım. beşiktaş'taki barbaros hayrettin paşa iskelesinin yandığını öğrendiğimde oturup ağlaaycaktım neredeyse. o zaman anladım. bu iyi mi, kötü mü bilmiyorum ama böyle. necip fazıl heybeliada'daki ağaç yangınlarını anlatırken daha edebi şeyler yazmış. ben beceremiyorum. tek diyebildiğim en kötü zamanlarımda bile sokaklarda dolaşmak (suriçi tarafında özellikle) iyi geliyor. daha doğrusu güneşli'ye geçmeden, bu tarafta kalan istanbul.
güneşli başka bir yer, demiştim di mi daha önce. biliyorum çok yükleniyorum güneşli'ye. tarih yoksa bir yerde orası istanbul gibi gelmiyor sebebi de bu. orayı da benimsemek için düşünüyorum belki bilmeidğimiz tarihi kalıntılar vardır, belki bizans ya da ta megararlılardan bir şeyler kalmıştır. görmem lâzım.
sabah ofise girip akşam hızlıca çıkıyorum oradan. otobüse bindiğimde göğe bakıyorum (dün akşam tam güneşin batma saatinde otobüsteydim), hasretle laleli'den yukarıya çıkılşı bekliyorum. ilahi bir an gibi güneşin batış anları. yalnızca güneşin basmasından bahsetmiyroum o sırada havada oluşan yoğunluktan... tam akşam ezanı okunmak üzereyken bir başka oluyor. başka şehirlerde de böyle midir, bilmiyorum?
belki de ben uyduruyorum bütün bunları. sevgiliye nasıl kendinden bir kılık belirlersin, öyle işte...
prcı arkadaş işe başladı dün itibariyle. bazı işleri başımdan alacağından çok ümitliyim. bazı işlerin de başıma yıkılıcağından adım gibi eminim. bakalım.
bu aralar çok yazmak istiyorum. ama güncede bile yazarken zorlanıyorum neredeyse.
superisi'ne uyuz oldum. çok gıcığım biline. zaten adapazarı gibi nefis bir yerde çalışmak zorunda (yazııkk) üstüne kitap bitirmek de neyin nesi. neyse, gıcığım işte.
ofisteki dalgalanma yerine oturdu, dersem analrsın. kendimi zorlasam da esamisi okunmuyor. hadi abartmayayım, mini bir tebessümden öteye geçmiyor. bu da iyi.
sınavlar yaklaşıyor. bu sene bir yere girsin istiyorumoğlum. geçen yıl ki gibi son anda gitmekten vazgeçmesin. belki de buralarda bir yer tutturur ve biz birlikte yaşarız. güzel olur ama zor ama güzel. haziran sonunu bekliyoruz.
ufaklığım çok istikrarlı kararlı devam ediyor hayatına. adam zayıflayacağım deyip zayıflayabilen biri oldu çıktı. zayfılarını da hallediyor gibi. çalışyıro resmen. yaza ona da bir şeyler düşünmeli. o kadar yakışıklı oldu ki, o boy, pos, saçlar filan, görünce bir garip oluyorum, nazarım değecek çocuğuma diye de korkuyorum. maşallah barekâllah, allah nazarlardan saklasın oğulcuklarımı. anneler böyle işte, deve kadar da olsa çocuklarını anarken ille bir bebekleştirici efekt ekliyorlar. oğulcuğum ne ya. ama öyle.
a, bu arada helâl gıda ile ilgili bir programa sponsorluk ediyor bizim firma ve tabii programı da biz yapıyoruz ve sunucusu da ben. bir yandan ötekine savruluyorum. tam ikizler karakterime uygun. programın detayını çıkarmam lâzım bir an önce. ve çalışmam tabii. hamit ben seni çalıştırırım dedi. sağlıklı ve helâl gıda. aslımı unutmamak lâzım. böyleyken böyle.

istanbul
hosting