|
18 Mayıs 2010, Salı
saat: 14:47
"Artık hiçbir şeyin beni vazgeçiremeyeceği kesin bir savaş duygusu. Savaşı engelleyemeyeceğimden emin olmak beni korkutuyor." ama bu savaş duygusuyla geçen günlerimin karmaşıklığından sıyrılamamayı bir zafer gibi anlamlandırmaya başlayan ruhum sonra ekliyor ve diyor ki; "korku öyle tatlı ki!" lakin tatlı olan yok yere katlanan acının korkusu mu yoksa korkunun acısı mı henüz içinden çıkamadım. zihnimdeki düğümleri çözemeden cevaplarına ulaşamayacağım. görünen o ki zaman en sonunda öfkelenerek aykırı bir duruş sergiliyor bana. ve duruşunun aykırılığını tüm büyük lokmaların boğazımda kalmasına neden oluyor. bu sebepten tam bir pislik olduğunu düşünürken, gözüm geçen haftasonundan kalanlara her düştüğünde bir daha dışarı salmayacağıma söz verdiğim anaç tavırlarım çenelerini cadı kazanında kaynatmaya başladılar. şimdi düşünüyorum da asıl pislik gibi davranan benim. hani bıkmıştım bu yersiz anaçlıktan? tükürdüğümü yalayarak çamura düşen ben, hala yıldızlara bakmaya yetleniyorum. rahatsızım; aklımdan, söz dinlemeden çırpınan ruhumdan, topuklarımla kendi kıçıma attığım tekmeyle düştüğüm uçurumlardan, sonrasında dayatılan tüm bu karmaşıklıklardan, ve kendimi kaybettiğim imkansızlıklardan. tüm hücrelerimin kelleleri tez uçurula. | ||
|
|
||