18 Mayıs 2010, Salı
saat: 20:27


Hani film yarida kesilir,
buz gibi bir kola ya da buz gibi bir bira reklami girer ya hani araya,
patlamış mısır yemekten zaten tuzlanmis dudaklarin
iyice bir kurur ve o an senin susuzlugunu giderecek tek sey o kola ya da biradir ya hani.

Hayatim bir film kadar heyecanli olmasa da
normal seyrinde akip gider iken,
Hasan'in o gun ofise gelisi iste o reklam arasi gibiydi,
o gunden sonra o Tinsel Susuzlugumu
dindirebilecek tek kisi oydu.

Hayatimda ilk defa,
o anda
gozumle gordugumu
gonlume koydum sorgusuz.

bu evrende benim de bir ciftim varmis!

-Pardon, ab firsatlari ile ilgili bilgi almak istiyorum.
- ...

Sanki ona dünyanın sırrını sunuyormuşum gibi bakan gözleri,
çıkmak istediği yolculuğun aslında ben olduğumu farkedişi...

Odadan içeri giriyor,
ben başka birisi ile ilgileniyorum o vakit,
serpilin masasına oturuyor,
henüz beni görmedi,
sadece sesimi duyuyor.
sabırsızlanıyorum,
nasil da gur cikiyor sesim ilgisini cekmek istercesine,
sanki hissediyorum başıma gelecekleri,
müthiş bir huzur anı,
tarifsiz,
su an bunlari yazarken bile beni mutluluktan ve huzurdan aglatabilen
bir duygu yogunlugu.
O ani tarif edebilsem
belki de anlatabilirdim insanlara
ask'in ne demek oldugunu,
Mevlana'nin Semsi gordugu o andaki coskusunu
bir de ben anlatirdim kendi kalemimden.
Mesnevi ilk defa anlamini buluyor,
gonul gozunun acildigi an imis
sevgilinin gelisi.

Masamda oturan kişi kalkıyor.
O, bana doğru gelirken
serpil bir şeyler söylüyor ama duymuyorum;
O gune dair hatirlayamadigim tek detay serpil'in soyledikleri.
Uzerinde siyah bir t-shirt,
gözlüğünü yakasına asmış,
altında beyaz kotu ve mavi ayakkabıları.
kızıl sakallarının yanağıma sürtüşünü hayal ediyorum.
bana gitmek istediğini söylüyor,
ben ise ona nasıl gidebileceğini söyleyecek kişiyim.
anlatıyorum ama dinlemiyor,
farkındayım.
Andayim ve Farkindayim...
sanki gitmek istediği yolu o an bulmuş gibi
söylediklerim ile ilgilenmiyor.
gözleri dudaklarıma kayıyor arada
ama ne söylediğimi anlamak için değil,
beni öpmek istediği icin oldugunu farkediyorum,
cunku biliyorum,
sanki hep biliyormusum gibi.
Kızıl sakallarının dudaklarıma yaklaştığını
hayal ediyorum,
tüylerim ürperiyor.

Ve başına bir şey gelmiş gibiydi.
O zamansızlık zamanında, cennet ırmağının kıyısında Âdem onunla göz göze geldi.
Kuşları, tüyleri ürkütmekten korkarcasına elini uzattı yavaşça.
Parmaklarının ucundan dökülen yaseminleri gösterdi.
İçine dolan ses ve ışığa, sevince sarmaşığa, usulca, sen kimsin, dedi.
Bildiğini bir kez daha bilmek, kelimesini bir de ondan duymak istedi.
Ben kadınım, dedi Havva, ama bu benim sıfatım. Adımı henüz bilmiyorum.
Sonra döndü Âdem'e,
aklına bir şey gelmişti.
Sesi, bengisular gibiydi.
Bana, dedi, bir isim ver,
varlığım olsun.
Durdu, aklından yeni bir şey geçti. Bana, dedi, sen isim ver, varlığım senin olsun.
Bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun.
Seni anan beni de ansın. Seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın.
Bir "ile" koy aramıza bizi
birbirimize bağlasın.



Cv'sini bırakıp çıkıyor,
nilay ablaya bakıyorum,
çok hoştu be nilay ablacim diyorum.
Işlerin yoğunluğuna dalmış iken
birden bana bakıyor nilay abla,
her gün ofise bilgi almak için gelen onlarca insanın ardından,
ilk defa böyle bir cümle çıkıyor ağzımdan.
şaşıp kalıyor ve gülümsüyor.

Cv'sini açıyorum hemen,
nerde doğmuş, nerde büyümüş,
benimle tanışmadan önceki hayatında nerde imiş?
Sonrasında her zaman beraber olup
bunları ona soracağımı bildiğim halde
dayanamıyorum,
bir an önce onu tanıma telaşı.
Cv'sindeki fotoğrafa bakıyorum,
üzerinde bebek mavisi bir gömlek,
bu defa gözlüklerini takmış,
belli ki ofiste çekilmiş.
nerde çalışıyor acaba?

O sırada
O, kendi telaşlarında,
merdivenlerden iniyor bacakları titreyerek,
bundan sonra hayatının tamamen değişeceğini
farkedişinin ilk dakikaları,
asagida bekleyen arkadasina
benden bahsediyor,
- oglum inanamazsin ne olduguna...
bense hissediyorum nasıl mutlu olduğunu.
o an henüz o benim için hasan bey,
ben de onun için duygu hanım.
şu resmiyeti kaldırmak gerek ama nasıl?
belli ki o daha da korkuyor,
ben arada hasan diyorum kaçamak cümlelerin içerisinde,
farkediyor ve
o çocuksu gülüşüyle
utanarak başını eğiyor.

Bir gün çalan bir telefon,
iyi haber önce bana geliyor.
gitmek istediği yerden kabul ediliyor,
gidiceğini bilsem de hiç üzülmüyorum
çünkü biliyorum ki
biz bir daha birbirimizden hiç gitmeyeceğiz ve aramizdaki mesafeler kadar cok olucak askimiz,
dervisler gibi yana yana,
done done yollara dusecegiz
birbirimize kavusmak icin.

iyi haberi vermek için arıyorum,
hasan bey, kabul edildiniz.
o heyecanla kaçırıyor ağzından;
bunu kutlamak lazım...
işte beklediğimiz cümle.
Küçükparkta buluşuyoruz
duygu hanım ve hasan bey olarak.
Gecenin sonunda
son metroyu yakalamak üzere acele ile yürürken
duruyoruz Kampana'nin karşısında,
dönercinin köşesinde,
23.40
kızıl sakalları yanağıma değiyor ilk defa,
iyi geceler demek için;
tam da hayal ettigim gibi.

Buluşmalarımız devam ediyor birkaç hafta daha,
birbirimizin gözünün içine bakıyoruz,
bir kadınin aşık oluşunu
izliyorum bir erkeğin gözlerinden.
bir kadının gözlerinden
aşka düştüğü anı izliyor o da.
28 haziran gecesi,
Adnan Saygun sanat merkezindeki konserden çıkıp
bornova'ya dönüyoruz,
gitmek istemiyor,
bırakmak istemiyorum.
bunu kutlamalıyız cümlesini kurmuş kişi olarak
daha da ileri gidemiyor,
istiyor ama gidemiyor,
hissediyorum.
beraber film izlemek ister misin?
cevabı bilmeme rağmen
tıpkı Adem gibi, bildiğimi bilmek
ve bir de ondan duymak için soru eki
ekliyorum cümleme.
nasıl oturmalı, nerde izlemeli filmi?
hava da çok sıcak, ne giymeliyim üzerime?
bir bira daha içsem sarhoş mu olurum,
yoksa onu eve çağırabildiğime göre zaten sarhoş muyum?
...
...
...

Aslinda bu sorusunun cevabini bugun bile bilmiyorum,
o geceden itibaren bir daha hic ayrilmadik
ve hic ayilmadik.
Birbirimizin cennetinde yasiyoruz,
bu dunyadan cok cok uzaklarda.
temiz su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmaklarının yer aldığı
o yerde.

Aklım almıyor bazen tüm yaşananları
ama kalbim alıyor ya
o yeter...

istanbul
hosting