22 Mayıs 2010, Cumartesi
saat: 15:48


dövme yapan kız tutturdu, yarısı renkli yarısı düz dövme gibi oluyormuş, yapamazmış. ya kardeşim dövme benim, vücut benim sana ne demek isterdim. ama demedim. her tür racona saygı duyarım ve saygı gösteririm. geyik geyik dövme yaptıran bir insandansa inanarak dövme yapan, dövmeyle ilgili prensipleri olan bir dövmeciyi her zaman tercih ederim. sevdim hanım kızımızı, epeyce de muhabbet ettik akabinde.

çok old school bir tipim ve bundan memnunum. dövme tercihim için de çok old school dedi zaten dövmeci kızımız ve ben de "isabet olmuş, ben de çok old school bir tipim" dedim. tüm bu yenilik merakı beni yoruyor, trendler beni yoruyor, beceremiyorum zaten istesem de. kafa android tarzda kompartımanlara bölündüğü için, o tarz bir kompartıman yapmam lazım ki yapamıyorum. yapmıyorum, yapamayacağım.

ama fikri anlamda epeyce yeniliyorum kendimi. bundan memnunum. daha çok katmanlı düşünmeye başladığımı hissediyorum, fikir bulmakta biraz daha yol aldım. ama hala çok küt, çok düz ve çok konvansiyonel düşünce tarzım, o ayrı. çok geliştirmem lazım kendimi ama vakit yok. önümüzdeki dönemi birazcık buna vakit ayıracağım, düşünce egzersizleri filan yapacağım.

tekrar girdim kozama. evde kitaplarım, makalelerim, dizilerim ve ben mutluyuz. bazen dışarıya çıkıyorum, insanların arasına karışıyorum ve müthiş sıkılıyorum. onlar konuşurken kafamdan sürekli bambaşka şeyler geçiyor ve onları dinliyormuş gibi yapmak da istemiyorum. muhabbeti yarıda kesip gidiyorum, bu sefer iyice tuhaf ve nerdish bir hava oluyor. "ben ne kadar ilgincim onlarsa ne kadar düz, dinleyemeyeceğim bu insanları" tarzı bir şuursuz sıkılma hali değil. aksine, onlar çok renkli ve hareketli, bense çok düzüm. gerçekten çok düzüm. şu anda deli gibi çalışıyorum, hepsi bu. kafamda dolaşıp duran temalarım ve ben çok düzüz. onların anlattığı karmaşık hikayeler ve ortamlar bana hiçbir şey demiyor. işin kötü yanı bunun geçici bir durum olduğunu sanmıyorum, başka birisine dönüşüyorum, dönüştüm, dönüşmeye devam ediyorum. bu normal değil mi ama? bu dünyada yetmiş yıl kalacakasam mesela yetmiş yılın yetmişini de aynı özelliklerle geçirmek değil mi baba tuhaf olan? ebedi döngü, allahım sen koru.

ibn arabi bayağı esaslı birisine benziyor, biraz daha detaylı bir okuma yapmak istiyorum. aslında evinden atılma/kovulma/çıkma ve yeni bir ev kurma metaforuyla sınıflar mücadelesini, tarihin akışını ve bir dolu şeyi anlatabilirsin. temel şeyleri bu metafor açıklıyor, bence kısmen cinsiyet rejimini bile mesela. üzerine bir de kin, üzüntü, isyan, yas, melankoli, mutluluk gibi temel insani duyguları da eklersen bayağı bir şeyi daha kapsamış olursun. aslında pek yeni olduğuna inandığımız şeyler epeyce eski, en az bir beşbin yıldır dolaşıp duruyorlar gökkubbenin altında. şu orijinallik saplantısını, şu biriciklik merakını bir öldürsek görebiliriz belki bunu. ama o kadar zor ki. ruhumu her gün şiddetle kırbaçlamama rağmen bir arpa boyu yol gidemedim gibime geliyor.

niye yaptırdın ki bunu diye soranlara "dövmeli bir nine olmak çok kuul" dedim eski sinirsek ile yeni sinirsek'i harmanlamak isteyen bir tavırla. torunlarım dövmemi sorsunlar ben onlara açıklayayım istiyorum. onlar torunlarımın olmasını istememe takıldılar, şaşırdılar. evet istiyorum bunu. ama aynı zamanda ben bir kızıl yıldızla gömülmek de istiyorum. hayatım o kızıl yıldız için dövüşerek, çalışarak, onu severek, onunla didişerek, ona kızarak ve onu bekleyerek geçti. hem sonra marshall berman anlatmıştı, yüzyıl başında maden işçilerini tedavi eden dedesine ölmek üzere olan maden işçileri komünist manifesto'yla gömülmek istediklerini söylüyorlarmış. doktorlarının ellerine yapışıp "bizi bu kitapla gömün" diyorlarmış. ben de kızıl yıldızla gömülmek istiyordum işte, artık gömüleceğim. sonra sevip de kaybettiğim bir sürü kişi gökyüzünde yıldız oldu, onları da temsil ediyor. sonra demiş ya oscar wilde "hepimiz çukurdayız ama bazılarımız yıldızlara bakıyor" diye, ben yıldızlara bakmak istiyorum. bazılarımız değil hepimiz bakalım istiyorum bir de. kaçınılmaz olandan kaçmıyorum artık. panikle suyun yüzünde koşmuyorum. kendimi beğenmek için illa başka birilerine beğendirtmeye çabalamıyorum. yalnızlığımın farkına varıp dehşete kapılmıyorum. akıştan ölesiye korkup sabitlemeye çalışmıyorum. düştüm, sabrettim, öğrendim, kabul ediyorum. kader, gel hadi, senden artık korkmuyorum.

istanbul
hosting