23 Mayıs 2010, Pazar
saat: 08:10


canım yazmak istemiyor ama yazmam gerekiyormuş gibi hissediyorum.

pazar günü karşılaştık. yine kafam 4 yıldır sürekli olduğu gibi "şu an karşılaşırsak ne derim, nasıl tepki veririm" ile meşguldu. ilk tepkim "hassiktir o galiba" oldu ve kaçmaya çalıştım. o da benim kaçtığım şeyden kaçsaydı hiç bir şey olmayacaktı. o bir şeylerin olmasından da olmamasından da korkmadığı için kaçmadı. süper görünüyordu, beklediğimden çok iyiydi.

aslında fena başlamadı. şaşkınlığımı, uğradığım şoku da hiç gizleme gereği duymadım. o saçmalıyordu ben de dalga geçmeye başlamıştım. sonra ben potu arttırdım ve gözlerinde bir şeyler aramaya başladım. bir nokta bir çizgi heralde... bulamadım. kaybolacaktım nerdeyse. hatta bi kaç kez doğru yeri aradığımdan emin olmak için "bu o di mi? yanılmıyorum yani?" diye düşündüm. hiç bir şey olmamış gibi bakıyordu. nerdeyse "ben o'yum hatırlıyosun di mi?" diye soracaktım. suyun dibinde bir şey aramak gibiydi. her seferinde dalabileceğim kadar derine daldım ama nefesimin kalmayacağını düşünüp her seferinde bir şey bulamadan çıktım. bi ara parmaklarını kontrol ettim. farketti mi bilmiyorum. umarım farketmiştir.

sonra n'oldu? bitirdi. hiç beklemediğim bir anda. çünkü devam etmek için onu bekliyordum. cevap verdim mi hatırlamıyorum. ama sanki o an bütün dünya ayağımın altından çekildi ben de uzayın ortasında tek başıma kaldım.

sonra üzüldüm/öfkelendim/gerildim/şaşırdım/korktum.... hangisi bilmiyorum ama "görüşürüz" dediğinde "görüşür müyüz ki?" diye düşünmüştüm, 15 dakika sonra 2 saatliğine yine görüştük. bu sefer hiç bakmadım. çocukçaydı. ben de çocuğum zaten.

3 senedir hazırlık yaptığım an. bu kadar hazırlıksız yakalanacağımı bilmiyordum. biter bitmez bir sonraki için hazırlık yapmaya başladım.

17/05/2010

istanbul
hosting