|
23 Mayıs 2010, Pazar
saat: 21:56
Şİmdi öyle bir yerdeyim ki ya hepten değişecek bu düzen ya da değil, sanıyorum ben aslen kılıçdaroğlunun kızıyım. Festivalde bir iki kirazlı bira içtikten sonra, fonda da çirkin mi çirkin maket gibi bir kilise yükselirken, hem almanların içkiyi bir teşvikle yükselterek nasıl alkolik unutkan bireyler yaparak kapitalizmi canlı tuttuklarını hem de bu işleri daha ne kadar daha yapıp intiharı düşüneceğimi kendi kendime ve sonra da sevgilimle paylaşarak herneyse her yetişkin gibi bi şekilde, kendime yazmak için son bir şans verdiğimi ama olmazsa da artık günahın benden gideceğini söyledim. Sanıyorum sonunda yalnızca sonradan görme düğünlerinde, akrabaların konuşma metinlerini yazan bir annem olacağım, kimbilir. Kimbilir. Sanki hiçbir şey hiç değişmemiş, bundan sonra da değişmezmiş gibi. Hayaller ne de kolay haraket ediyor, daha çok yağmur yağsa ne. Bir köstebeğin derimi dele dele çıkması gibi, tarifsiz, hiç olmamış acılar beynime bir şeyler yapıyor. Ve bu konuda aklıma gelen tek çözüm bir cinciye danışmak. Kasımpaşada bu konuda bilgili bir reçete yazan kadın vardı. Dolınayda mercimek haşlayıp gül ağacına koş gibi. Ne orda ne burdayım. Sanıyorum alamancı olmak için gerkli bu özelliğe sahibim. Hiç gelmez veya birden gelir bilemiyorum, aşkı memnuyu, yaprak dökümünü kaçırmadım hocam, sen hep ordan sor. Bir de Kemal Kılıçdaroğlunun oğlunun çay servis etmesi var. Buradan yola çıkarak kendisinin güncemde de olabileceğini -Koza han etkisi- şeyaparak, ona babasından bir daha asla söz etmeyeceğimin sözünü veriyorum. Sultan Hamama gidebilecek olma ihtimali beni şimdilik boğulmaktan alıkoyuyor, insan hakkaten hafifliyor değil mi hamam da. Tecrübelerim yeterli değil bu konuya. Değil değil güneş gözlüklerimi takama ona yanarım. | ||
|
|
||