|
25 Mayıs 2010, Salı
saat: 20:42
hataların peşinden gitmemek için kara gözlerimizi takarız. cesur gibi davranmak için. sessizliğin içinden çıkan bağırışların olduğu memlekette hal tavrımız başkadır her ayrı türe. ırka. cinse. mesafeye. kitapları kafasında taşıyan adamların ardından elimde dosyalarla, ayağımda rahat ayakkabılar koşuştururum. ertesi gün topuklularımla şöyle bir gülümser toplantı koltuğuma otururum. böyle adamlara tavrımın ne olacağını kestiremeden cilalanmış tahtaları incelerim: kahverengi, muntazam. kimisinin yanında küfrederim, ayıplamasını izlemek için. güya senden bir adım ötedeymiş gibi ama aynı zamanda tazeliğimin raf ömrünü doldurmadığını ispatlarcasına atik davranırım. şaşkın, şüpheli, heyecanlı. gözlerimi kocaman açtığım bile olur, ağzımı yırtılana kadar gevşetmem gibi. buradaki ekrana farklı davranırım. anneme başka bağırırım. mor yazılar başka okutur kendini. gökyüzünden düşen bu satırları kimsenin anlamlandıracağını sanmam. gidip gelirken düşünceler, planlamadan yazarım. biraz plana ihtiyacın olacak, çok amerikan filmi gibi, ama türkçeye çevrilmiş. büyük harflere bile gerek yok burada, zaten büyütecek bir şey yok. önemli olan duyduklarımın bitmemesi. senden dinleyeceklerimin değil. hiç mr çektirdin mi umrumda değil. kanseri yenmen de umrumda değil. ama umrumdaymış gibi davranırım. boynundan sarkan çirkin yağ parçasına odaklansam da sana farkettirmem. ya da gözlerin aşağı sarkıksa. sinsice nefret ederim ama arkanı döndüğün anda. ben olduğum için kafam karışıktır o yüzden sana nasıl davranmam gerektiğini bilmem. babamların evinde eşime başka davranırım. eşimin evinde ona kötü davranırım. mekansal kavramlar bunlar daha çok. mesafe de konum da. bu yüzden binbir suratız hepimiz. erdem diyorlar. içi dışı bir olmak. ben şu dakikada, şu kinimle dürüstlüğe bulansam, iğrenç gıdını si..eyim hindi soyu, demez miyim? bu sebeple içi dışı bir kişi ancak pollyana falan olmalı ki etrafında bir sinek olsun tutabilsin. gerçi o da aptalın teki, kimsenin umursadığı yok. erdemmiş, hazretlere bakıyorum o açıdan da bir ipucum yok. renklerimiz de yok bizim. grinin tonlarıyla boyuyoruz dünyayı. o çok renkli bir kişilik, afişlerde renklendirilmiş ıslak boyalar. üstünde durmadığını izlemek için bakıyoruz ünlülerin makyajsız hallerine. kıçındaki selülitle ortak bir noktamız var çünkü. mankene giren çıkanın sünnetini karıştıranlara bir yorum yapamam zaten. talip efendinin önünde el ayak kesilen baş örtülü teyzeler tepikler el kadar çocuklarını. çöpçü aziz efendi nettir ama karısına çöpçü diyip ezerken size karşı, o kadın pişirir mercimek çorbasını. yanında çalışanların ağzına sıçarken annem, benim hatalarımı örter battaniye gibi. sokaktaki adama bağıran, tüküren babam hastalarının bildiği melektir. en yakın arkadaşının cinsel tercihini laf salatası yapar yeşil çayınla içersin evinde spor ayakkabıların. başka arkadaşının yanında hanımefendi gibi tüylü topuklularınla pişti olmamaktan bahsedersin. kabuslarını saklarsın. sen hiç biri sana ne düşünüyorsun dediğinde dürüstçe cevap verdin mi? ben yalanla karşılık verdim hep. sen de. eski sevgilimi özleyip ne kadar salak olduğunu düşünsem bile ilgiye ihtiyaç duyduğum bir zaman diliminde genelde ona en istekli ses tonumla yanıt verdim. sevgiliyken ezdiğim insana. zamanla da değişiyor tavırlar. karşınızdakini gördüğünüz basamak y ekseni doğrultusunda, davranışlarınızın ahlaki konumu x ekseni doğrultusunda, ses tonunuz da z ekseni doğrultusunda olsun. dalgalanmayı düşünebiliyor musunuz? tek düzelikte de çözümlenecek bir problem oluşmaz, denklem sabittir. sıkıcıdır. önceden tahmin edilebilir bir kanıya ulaşılmış ve diğer soruya geçilmiştir. giyinişinize göre bile değişir bakışlarınız kaldı ki insanına göre değişmesin. ama ziyadesiyle tek bir sonuç vardır, ne kadar pislikseniz o kadar pisliğin içinde kalırsınız. dalgalar artar. artar. kalp atışı bile yetmez. çamurda oynayan çocukları bu yüzden ilgiyle izlerim. gülümserim tek başıma ve yürümeye devam ederim. | ||
|
|
||