27 Mayıs 2010, Perşembe
saat: 01:02






Bayram değil, seyran değil eniştem beni niye öptü.

Çuk sesini sende duydun di mi Murteza.

Teşekkür ederim ancak, ben sevmiyorum böyle şeyleri. Yani hediye almayı (bana hediye edilmesi anlamında) sevmiyorum.

Nedenini şöyle açıklayayım:

İnsan istediğe şeye ulaşmak için cabalar, bu soyut yada somut şeyler olabilir. Almak ister alamaz, içinde uhte kalır, tam alacakken hesapta olmayan pürüzler çıkar, alacak durumdadır, içinden gelmez vesaire vesaire...

Heyecandır hayatta. Bu tıpkı, ilk defa hoşlandığın kızla konuşmaya başlamak gibidir, sonra sevgili moduan girersin, eline tutmak için geçen zaman heycan verir, sonra ilk sarılma, ilk öpüşme, ilk sevişme. Sonra herşey sıradan gelir. (kaldı mı bilmiyorum artık böyle şeylerin heyecan vermesi) vesaire vesaire.

Gelelim eniştemin beni niye ve nasıl öptüğüne:

Niye öptüğünü bilmiyorum, tamam aramız çok iyi (Allah bozmasın) ancak eve geldim masanın üstünde iki tane saat. Önemsemedim. Anneme sordum, senin dedi, kutuda bi tane daha var dedi. İkiside senin dedi...

Saat alacaktım, hatta 2 aydan uzun süredir gittigidiyor'da bi saati takip ediyordum, bugün alırım, yarın alırım derken yarın oldu alamadık, en sonunda saati satmışlar ve saaten bi tane vardı. Saat gitmişti. Aile ortamlarında dedikodum çok yapıldığı içindir ki tahminen eniştenin kulağını gitmiş olacak ki (ebeninki herif bu ne kadar bağlaç) yine tahminen saat hediye etmiş. Hemde iki tane.

İşte bu heyecan verici olmuyor. Çabalamadan birşeylere sahip olmak beni rahatsız ediyor.

ya hep olmuştur hayatımda, ya da hiç... Bu her konuda böyledir. Birde varlık içinde yokluk çekmek vardır. Onuda pek severim (: buda bu saatlerden hiç birini takmamama olur sanırım, bir de sonuna öküzsün herif dendin mi ikinci çuk sesiyle sonlanır bu güncedir...

Çuk çuk çuk (:




Dolunayı gördüm,
özlediğimi farkettim...
Ve belki de...
Belkisi yok
Yok..
Yok..

istanbul
hosting