|
27 Mayıs 2010, Perşembe
saat: 10:35
iki gündür pek bir sosyalim. salı günü kim çağırdıysa gittim görüştüm, pek keyifli oldu :) önce okulda a.'in arkadaşı s. ile tanıştım. garip bi çocuktu. zaten tezine uzatma almış, siniri bozulmuştu çocuğun. ondan sonra doooğru beşiktaş'a d. ile buluşmaya. klasik beltaş çay seansımızı yaptık, yine yüz kaslarım gerildi sırıtmaktan. a. aradı "s. ile oturduk, rakıya bekliyoruz" dedi. asmalımescit'e geçtim. ondan önce de i. arayıp taksim'e çıktığını söylemişti. yemeğimi bitirip bir de onların yanına uğradım. bu arada ektiğim kuzenlerim var bir de. sıkı ayakkabıya alışık olmayan ayacıklarım kendilerini şaşırıp su toplayarak duruma isyan etseler de yerinde olan keyfim sayesinde pek takmadım kendilerini. gece eve geldiğimde artık sesim kısılmıştı yorgunluktan. dün erkenden uyandım, dışarı çıkacak gibi hazırlandım, sonra birden korkunç bir yorgunluk çöktü. sanki ateşim çıkacak gibi geldi. girdim yatağa uyudum öğlene kadar. sonra birşeyler atıştırıp doooğru belediyeye. geçen hafta aksattığım vergi işini hallettim. son hafta olduğu için 50 kişi kadar beklemem gerekti. kitabım vardı, iyi oldu. hazır levent'e gelmişken bi de metrocity yapayım dedim, azıcık dolaştım, oradan eve geldim. yemekleri hazırlamaya başladım. önce a. sonra g. geldi. bi güzel balkonda balık sefası yaptık. gerçi kızartma yapmadaki beceriksizliğim su yüzüne çıktı tekrar. sevmiyorum kızartma işini. pis iş ! sonra g. kızımız bize kahve yaptı, mum ışığında içtik. üstüne de çilekle dondurma yedik. artık patlayacaktık resmen. a. 24'ün sezon finalini izletti. seviyorum bauer'ı. bu son sezon muydu, devam edecek mi çözemedik yalnız. sabah kızlar işe gittiler, ben de uyandım erkenden. şimdi çayımı bitirip faturalarımı ödemeye gideceğim. işim bitince de parkta kitap okumayı planlıyorum. pek keyifli oluyor orası, yeşil yeşil ! bu akşam k.çımı kırıp dinlenirsem iyi olacak. yarından itibaren daha da hareketli günler bekliyor beni / bizi :P zaten züğürdüm :) en güzeli ev kardeşim ! günün şarkısı: depeche mode - i just can't get enough saat: 10:51 birkaç alakasız not: - salı akşamı i.'larla otururken bi mesaj geldi "laaaaam" diye. pek tabi ki "m."! tamam çok kibar, süper bir mesaj değil, farkındayım ama onun beni bir şekilde merak etmesi çok sevindiriyor beni. züğürt tesellisi işte. - bir de jüriden akılda kalan, hatta aslında her jüride başıma gelen durum "senin potansiyelin bundan çok daha fazla, şöylesin, böylesin, çok daha iyi bir sonuç çıkabilirdi" haklılar maalesef. tam kapasite çalışmıyorum. çıkan sonuç vasatın biraz üstüyse bırakıyorum, uğraşmıyorum, yeterli diyip kapatıyorum. aslında daha iyisini yapabilirim, ben de biliyorum ama nedense savsaklamakta üstüme yok. değişmek lazım bu konuda. - dün akşam g. bi sunum hazırlıyordu, takmış gözlüğünü, saçını topuz yapmış, gayet ciddi ve hoş görünüyordu. kendimi düşündüm sonra, herhalde kaptırıp çalışırken en aptal görünen insan ünvanını alabilirim. genelde çalışma tipim hayli şaşkın ve de ablak suratlı oluyor. pfff. - birine "ay kolyen pek güzelmiş" dersiniz, çıkarıp veriverir anında. "al senin olsun!" der. ben hiç öyle olamam. bazen de bir arkadaşım birşeyimi beğenir, "bunu bana versene" der, veremem. bu cimrilikten değil ama hiçbir zaman. istesin aynısını alayım ama o bende kalsın, kıyamıyorum. garip bi saplantı işte. manevi olarak eşyalara fazla bağlılık. malım kıymetli yani ama manevi olarak kıymetli. bir kere levent'teki evimizden yani bebekliğimden kalma sürahiyi kırmıştım da bi hafta ağlamıştım deli gibi. - bu takıntının farklı bir tipi de kitaplar için geçerli. kitapçıda bir kitap alacaksam ilk hangisini elime aldıysam onu alıyorum. onu almazsam kötü birşey olacak gibi geliyor. en öndekiler de genelde eskimiş veya hafif yıpranmış oluyor diye hep ikinci sıradakine el atıyorum o yüzden. bazen yanıldığım oluyor tabi :) başka takıldığım salak ayrıntı yok şimdilik teşekkürler. saat: 11:15 annem aradı, tetkiklerden kötü birşey çıkmamış, olağan durumlarmış. ohhh, rahatladım çok şükür :) | ||
|
|
||