|
28 Mayıs 2010, Cuma
saat: 10:36
Mutsuzluk çağın hastalığı oldu diyorlar ya hani, sanırım bu doğru. Burada ki yazıları okudukça bunu bir kez daha anlıyorum. Herkes mutsuz, herkes arayışta, herkes birini yada birşeyi bekliyor. Elinde sihirli değnekle bir peri gelse, değneğini sağa savursa harika bir iş, sola savursa harika bir sevgili, yukarı savursa trilyonlarca para... ne hoş olurdu değil mi? Herkes oturmuş bunu mu bekliyor acaba, olgunlaşmasını beklediğimiz o çocuklar bile buna güler herhalde. Bir çocuk için bile bu kadar ütopik beklenti komik olur. Madem herkes mutsuz madem herkes beklentide burada bir soru sormak gerek; Hayat bu kadar mı cimri? Her birimizden bu kadar mı esirgiyor mutluluğu? Sanmıyorum... Bu soruya gerçek cevabı bulmak için bir adım daha geriye çekilip karşıdan bakalım olaya; elimizde neler var? Sağlığımız yerinde mi, aklımız çalışıyor mu, dağ başında değilde bir medeniyetin içerisinde yaşayabiliyor muyuz, başımızı sokacak bir yuvamız var mı, yiyecek birkaç lokma ekmeğimiz, içecek birkaç yudum suyumuz var mı? Bu bilgisayarın başına oturup bunları yazabilecek olan her kişide bu saydıklarımız mutlaka var bence... (Bunlardan sadece biri eksik olsa bu yazının içeriği yalnızlık olmaz başka başka dertleri paylaşmak olurdu zaten) İlk sorumuza dönelim hayat bu kadar cimri mi? Elde var olanlara bakılırsa hiç de o kadar cimri olmadığını görüyoruz. Peki ne istiyor bu kadar insan? Hadi biraz daha kişiselleştirelim olayı; Peki ne istiyorsun sen? Elinde değnekle peri gelsin sana verilmiş olan bu kadar güzelliklerden yeni bir güzellik yaratsın, sende sıkılana kadar oyna, sonra yine mutsuz ol, sonra peri gelsin yeni bir oyuncak yapsın, sonra yine, yine... Hiç düşündün mü sana verilen güzel şeylerin kıymetini bilip bilmediğini.. Karşına çıkan iyi şeyleri hayatın sana sunduğu nimetlerle yoğurup birlikte gülümsemeyi hiç denedin mi? Hiç düşündün mü mutlu olmanın emek vermek gerektiğini? Emeksiz elde edilen şeyin adı nasıl mutluluk olabilir ki zaten, bunu hiç düşündün mü? Yoksa sana sunulan her güzel şeyi şımarıkça ittin, arsızca yetinmedin, hor kullanıp yıprattın, değer vermeyip değer bekledin, sevmeden sevilmeyi mi bekledin? Yani mutlu etmeden mutluluğu mu aradın? Önce bunları cevaplamak lazım ki hayata sitem etmek için yüzümüz olsun. Cebinde verecek olan mutluluklar varmış, sen vermezsen kim gelip elini cebine atabilir ki, sen vermeden senden alınan şeye hırsızlık denmez mi? Mutluluğu vermekte tıpkı almak gibi emek ister, yoksa bir bakarsın ki bir hırsız gelmiş sende ne var ne yok toplamış gitmiş, geriye sen bile kalmamışsın. Ya zavallı, çaresiz, güçsüz her dakika mutsuzluğuna ve yalnızlığına ağlarsın, ya savunmasızca bir hırsız tarafından hiç edilmeyi beklersin... Yani özetle hepimizin biraz adam olması lazım! | ||
|
|
||