29 Mayıs 2010, Cumartesi
saat: 13:16


Şu sıralar elimi yumruk yaparak sımsıkı sardığım anahtarların hiçbirini düşürüp kaybetmemem gerek, yoksa bir daha ne açılacak kapı ne anahtar kalır. Ama kırgınlık en hassas noktalarımdan sıkıştırmayı hiç ihmal etmiyor, halbuki baş etmeyi öğrenmiştim kendisiyle. en azından belli süreçlerde.
yine unuttum..
yediremesem de gururuma, bazı şeyleri beceremediğimi kabul etmem gerek artık.
etmiştim de oysaki bir zamanlar.
nerelerde kayboldum da yeniden, ne değişti?
ve neden?

dün gece E. ye uğradım. sigaramın dumanıyla oynaşarak koltuğa yayılmış zevzeklenirken o ve sevgilisine, bir anda 1 ay sonra evleneceklerini söylediler. "Ne evliliği şimdi o nereden çıktı?" derken tepki veremedim, unutmuşum. yaklaşık yarım saat boyunca yüzümde gerzek bir ifadeyle karşılarında susup onları izledim, dinledim ve yine sustum. tepkisizliğim, 1 ay kadar kısa bir sürede karar vermeleri sebebiyleydi ama sevinmedim diyemem aksine çok sevindim. "Koy götüne gitsin" dedim e.ye, artık düşünmek gereksiz ne yaşadığını ya da yaşanacağını. Zaten bir karar almıştık zamanın küflü bir diliminde ama daha yeni kavuşmuşken ona daha tadını çıkaramadan başkası ile paylaşacak olmak çıldırttı benim gibi bir deliyi haliyle. Gerçi her halükarda yaşamlarının her anlarında (hatta sevişmek gibi en olmadık anlarında bile varlığımla araya girmeme alışık olduklarını düşünürsek) bir arıza olarak kayıtlı vaziyetteyim, sonrası için de ilgili sözleşmemizi yapıp imzaladık dün gece halime ve ifadelerime hep birlikte gülerek. Gülümsüyordum ama içten içe ah dedim, kabul et artık..

Bundan yaklaşık 10 yıl sonra hala aynı huysuz ve kaçık kadınları olarak yaşamdan, varlığımdan aldığım yaraları söküp atıyor olacağım onlara mızmızlanmaktan yüzünü düşürmüş bir çocuk gibi. "Bırakmayın elimi" dedim. evlatlık alacaklarına söz verdiler beni, tebessüm ettim haffiçe sevinip o an. ama aslında üzülmüştüm, kaçma planlarımız ileri tarihlere ertelendi diye. belki hiç gerçekleşmeyecek de.

yine acımasızlık ve yine yılgınlık.

Her gün yeniden, bir önceki günden kalan tortuları unutarak boyun eğmek kabullenişlere. çaresiz çırpınışlarımda boğuluyorum tekrar tekrar..

neyse, yorulan zihnim uyku ile taciz ediyor bedenimi, kahvemle sigaramı alıp sessizliğimle konuşmaya devam edeyim..

kulağıma değen her bir nota kurşun gibi sekerek saplanıyor ruhuma yine, canım çok acıyor..


araf.

istanbul
hosting