03 Haziran 2010, Cuma
saat: 23:43


Biz verdiğimiz kararlar yüzünden başımızı duvarlara vurmanın ne olduğunu iyi biliriz, bize kaçırdığınız fırsatları anlatmayın.
Biz agresyonun nelere mal olabileceğini, gözlerde okuduğumuz çaresizlikten biliriz, asabiyeti bize tanımlamayın.
Biz bir kadının bir kadına edebileceği ruhani yıkımın şiddetini tecrübe ettik, basit feminizm cümleleriyle olanları yumuşatmaya kalkmayın.
Biz çocukların ne denli hassas olduğunu o zaman dev görünen adamlardan öğrendik, çocuklara olan ilgimizi sorgulamayın.
Kadın veya genç kız olarak içimizdeki korkuları yutarak, ailelerimiz zarar görmesin diye bağırmamız gereken yerde sustuk, damlalarımız taşınca şaşkın bakışlar arasında bağırdık diye duygulanım bozukluğu olarak yaftalamayın.
Erkeğin, sırf erkek diye kadını nasıl küçümsediğini, itip kaktığını halbuki ondan nasıl korktuğunu gördük, bize delikanlılığı anlatmayın.
Çocukları çok sevdik ve onlar bile kaldıkları etkiyle kırabildiler bizi, çünkü biz çocukluğun coşkusunu hiç kaybetmedik.
Küçük Prensin gülü gibi sakınıldık, yağmur bile ürküttü ilk tecrübemizde bizi.
Biz mutsuzluğun ne demek olduğunu bildiğimiz kadar mutluluğun kıymetini de bildik.
Küçücük şeylerde sokaklarda dans etmek istedik.
Yüksek kahkahalarımızı sonsuzluğa yolladık çekinmeden.
Hala bahar gibi tazedir umutlarımız, duygularımız. Kimsenin yoluna taş koymayız, yolumuza düşen taşları seke seke geride bırakmaktan.
Biz olanları olduğu gibi kabul ederiz, kendimiz suçlamayı geçmişe yolladığımızda.
Ve bizi en çok tek başımıza yürürken duyduğumuz sokakta gülen çocuğun sesi mutlu eder, çünkü biliriz o biraz da bizim yerimize gülümser.


istanbul
hosting