|
06 Haziran 2010, Pazar
saat: 16:05
Etrafımdakiler şaşırıyorlar, karşılarında dikilen şahsiyete -ben! ben kimim? kim kaldı benden geriye?- haksızlık ettiğimi düşünüyor ve kafamı uzatarak henüz sadece göz gezdirdiğim bu dipsiz, zifiri karanlıklari inleten kuyuya inmeyecek bir iradeye sahip oldugumu, hatta çok güçlü bir kadın olduğumu söylüyorlar ya hani, varlığımı taçlandırdığım o müthiş potansiyel var ya hani.. kamuflaj. ben biliyorum bir tek gerçeği, söylediklerinizden eser yok artık. tüm gerizekalılıklarımın içinde mantıga aykırı durmayan detayları sunuyorum size, halbuki ben tam bir aptalım. kandırıyorum sizi, yemeyin artık. bunu gerçekten hissediyorum ve giderek aptallaşmaya devam edeceğim. anlayamadığım tek şey, bu kadar aptallaşmışken acımın azalacağı yerde neden artmakta olduğudur. Dün gece eve dönmek istemedim. studyoya geldim. sabah 7'ye kadar oturdum monitörün ışığıyla, yağmurun ıslattığı sessizliği izleyerek. gün aydınlandı, biraz rahatlamak için papatya çayı içip sızdım. 4 saat kadar uyudum, uykusuz değilim yetti. dün 2 paket sigara içtim tüm gün boyunca. içtiklerimin, gecenin, ettiğim sohbetlerin, saçma kahkahaların bir yarrağa benzemediğini düşündüm. e niye yaşadım bunları o zaman? sarhoş bile olamıyorum. düşünceler ormanında nereye kaçsam nafile, bu koskoca ağaçların arasından sıyrılıp nereye saklanabilirm ki? hepsi yanılsama. belim çok ağrıyor. ve ben gerçekten neden böylesine bir hıyarlık yaptığımı bilmeden dün giydiğim açık ayakkabının, üzerimdeki incecik elbise ve ince hırkanın gazabına uğradım bugün. alternatif olarak sadece terliklerim vardı yanımda. şu an ayagımdalar ve sallanıyorlar da. ama ben fırlatıp atmak istiyorum bir yerlere ayagımda sallanmalarından ziyade. 2 saat kadar aç ve sigarasız kaldım sabah. bu zibidiliğim sebebiyle sağanağın altına atıp suyla siktiremedim kendimi ve dolayısıyla bir süre daha hapsolmus durumdayım kadıköy de. bugünün en hoş an'ı, balkon kapısının acık olması sebebiyle içeri giren kedigillerden birinin burnunu yüzüme sürtmesiyle uyanmam ve yürürken parkede çıkardığı seslerdi. tebessüm ederek gözümü açtım. neyse, eve nasıl gideceğim bilmiyorum, ya kardeşim gelir alır ya da atlar taksiye giderim diye düşünüyorum ama henüz kıçımı kaldıramıyorum, erteleyip duruyorum. yağmur çok güzel yağıyor ama ben korkuyorum.. neden korktuğumu bile bilmiyorum. sadece korkunun nefesiyle hırladıgını duyarak hüzünleniyorum. kendimi terkediyor da olabilirim, yine de tutunuyor bir şeyler işte ayrılamıyor birbirinden. kopabilseler artık.. ne gereği varsa, herşey ne kadar saçma. hepiniz saçmasınız.. çok sıkılıyorum. canımın acısını, acıyan canımı, tüm bu kırgınlığıma koruyuculuk yapan kızgınlıgımı sikeyim. üzerime dikip giydirdiğin bu uyduruk ızdırabı sikeyim tanrı. yırtılmıyor meret, cıkarıp atamıyorum.. bir takım şeyler son bulmalı artık. | ||
|
|
||