08 Haziran 2010, Salı
saat: 22:20


henüz bir yıl olmadı bile, ama canım cicim üniversitem hesabı yuvarlamış, 'oldu oldu bir yıl oldu şş' demiş, atmış beni sistemden. böylece leziz bir kısır döngüye düşürmüş oldu beni. ama bir telefon, bir mail, çarçabuk halloldu. sorun çıkmamasını değil, sorunun bu kadar rahatlıkla çözülmesini özlemişim yeminlen.

aradan zaman geçince kurulan ilişkiler başkalaşıyor malum. bu aralar sipariş işleri yüzünden sürekli mesajlaştığımız için aklıma ilk gelen örnek özgün. kendisi üç yıl boyunca benim 'okulda mısın? iş var mı iş? napçan ya işi boşver. bak alayım seni, sonra gidip birşeyler yiyelim içelim'ci arkadaşım olmuştu. şimdiyse bilgisayar ekranından parlayan harfler kelimeler kendisi. kulaklık mikrofon varsa şayet, toplanmamış bir yatak ve her çekmecesinden birkaç kıyafet sarkan bir dolap arka planının önünde oturan, saç baş dağılmış ve çokça bunalmış bir görüntü de olabiliyor. muhabbet de başkalaşıyor, her bir haberleşme 'senin bilmediğin neler oldu, bir özet geçeyim'e dönüyor, hayatında olup bitenlerin yarısından fazlasına zaten dahil olma hali uzak bir anı oluyor. falan fıstık. işte ben bu eve çıktım çıkalı da yağmur benim için bambaşka bir tat. evi tutsam mı tutmasam mı aşamasında bir önceki kiracıya nedir evin güzellikleri, marazları dediğimizde, yağmur yağınca çok tatlı bir ses çıkıyor, o sesle uyumayı çok seviyorum demişti. arkadaşın tipine bakınca, söylediği şeyleri romantiğe bağlayan bir abiden ziyade, bir metalcinin itirafları olarak mı yorumlasam acaba demiştim. daha en başında. haklıymışım. bir insan evinde otururken yağmur yağıyor diye götünü yırtarak bağırmak zorunda kalır mı yahu. bugün öğlen nasıl indirdi bir ara, tam o sırada ergün aradı. sanki çok kalabalık bir grubun içinde kalmışım, karşımdaki sesimi etraftaki insan sesinden bir türlü ayırt edemiyormuş, 'anlamıyorum' diye yakınıp duruyormuşum gibi, sağ elimle ağzımın ve telefonun etrafını örttüm, avaz avaz bağıra bağıra konuştum on dakika. okuduğumdan da birşey anlamıyorum o seste. ilerde nasıl olsa hatırlar hatırlar gülerim, o yüzden şimdi somurtabilirim. hayır bir de en ufak çisiltide bile tepemde trampetler çaldığı için, dışarda sürekli bir fırtına hali var zannediyorum. evden dışarı adım attığımda ve yağmurun aslında neredeyse hissedilmediğini fark ettiğimde abuk kaymalar yaşıyorum sonra.

yarın sabah sınava giriciim. bir insan rezil rüsva olacağını bile bile nasıl yolundan dönmez ben onu tam algılayamıyorum. hayır tek bir kelime yazabileceğim sanki de. onu da geçtim, bir ertesi gün mülakatta sanki elle tutulur birşey söyleyebileceğim. zaten gün gibi ortada olan sonucu bir de internette yayınlanacak listeden görebileyim diye 30 tele yol parası bayılmaya değer mi bilmiyorum. demek ki değiyormuş. rabbim kimseyi aklını alarak terbiye etmesin.

istanbul
hosting