11 Haziran 2010, Cuma
saat: 01:12


ilk şansımı iyi kullanmıştım. ikinci sefer önce şöyle bir dibe vurdum, adam bunu böyle yayınlamam dedi. haklı da, ne diyeyim. dünyanın en doğru insanı var karşında, hakkını vermen lazım. götümü sıka sıka elimden geldiğince düzelttim. bir üçüncü şansım olacağına pek ihtimal vermiyordum. adam sürpriz yumurta çıktı, üçüncü bir şans vermekle kalmadı, derginin en önemli yazılarından biri olarak gördüğü bir konuyu verdi bu sefer. yalnız bu yazıyı harcatmam, bilesin diye ekledi. adamın benden istediği bir 20. yüzyıl kavramı olarak gördüğümüz ama aslında ilk kez 1710larda dillendirilen sürdürülebilirlik kavramını, ilk kullanıldığı andan itibaren ele alarak anlatmamdı. daha ziyade kavramın bir arkeolojisi gibi ama. en fazla 3 sayfa diye de limit koydu. on gündür her akşam oturdum, araştırdım okudum ettim. okudukça heyecan yaptım. adamın dediği gibi olursa çok sıkıcı olacak, dur ben daha başka birşey yapayım dedim, adama da haber vermedim. ilk yerleşik toplulukların ve sanayi devriminin sürdürülebilirlik fikri yüzünden gerçekleştiğini iddia eden bir yazı yazdım. adam "3 sayfa olacak, 4 asla" dediği için de, bir paragrafta yerleşik hayata geçişi, bir paragrafta da sanayi devrimini anlattım, on cümlede yirminci yüzyıla geldim. arkeolojisini de taa antik yunan'a dayandırdım. yarın sabah göndereceğim kendisine. 'seni tanımak güzeldi' ve 'bizim evde boş oda var, oraya taşınsana' başlıklı iki uçtan birini bekliyorum tepki olarak. ya sıçtım sıvadım, ya harbiden iyi birşey yaptım. kestiremiyorum. adamın yarın sabah okumayı planladığı yazı bu değil, onu kestirebiliyorum ama.

yalnız. bugün öğlen kafam allak bullak olmuştu bir detayla ilgili, internetten araştırma yapmaya devam ediyordum. bir makaleye denk geldim. karıncalar sadece sayıca olarak değil, toplam ağırlık olarak da insanlardan daha fazlaymış. fiziksel olarak bizden daha ağır çalıştıkları için de tükettikleri enerji 30 milyar insanınkine denk düşüyormuş. meselenin sayıca fazla olmak olmadığını, atık üretmekle ilgili olduğunu, karıncaların atık üretmediğini söylüyordu amca paragrafın geri kalanında. vay anasını dedim, kendimi alamadım, manita beyi aradım, ona anlattım, iyiymiş dedi, bütün gün kendimi alamamaya devam ettim, akşam bir daha aradım sordum, unutmuş bile, almış o kendini. yazının en sonuna, "bii deee" diye bunu da eklesem mi diye düşünüyorum. en sonuna da msnimi yazarım, siz de eneem dediyseniz titreşim gönderin derim. sonra sanal halay çekeriz hep beraber. bence güzel.

istanbul
hosting