13 Haziran 2010, Pazar
saat: 17:51


İçkinin bu kadar ucuz olması sebebiyle bol içkili,
benim Türk olmam ve her zamanki gibi
her konuda soru yağmuruna tutulmam sebebiyle
bol tartışmalı,
sonunda Peter ile buluşmamız sebebiyle de bol
eğlenceli bir hafta geçti Bratislava'da.
Savaşın bir şehre ve insanlarına olan etkilerinin canlı kanıtı burası.
Gece eğlenmeye çıkıyoruz,
gittiğimiz yer Bratislava kalesinin altına,
dağın içerisine soğuk savaş dönemimde
sığınak olarak inşa edilmiş
bir yeraltı hapishanesi resmen.
Ama insanların normal hayatının bir parçası,
ben aval aval bakınıp nefes almaya çalışırken
herkes dans ediyordu.
Sonrasında seçimlerin olması sebebiyle
Peter'ın konuya ilişkin bir kısa film hazırlaması gerekiyordu,
ben de takıldım peşine.
Yaklaşık 10-15 tane eve gittik,
o çekimlerini yaptı, insanlarla konuştu
ben de kendi keşiflerimi yaptım.
Gittiğimiz bütün evlerin 2 oda, bir salon
ve hepsinin aynı büyüklükte ve aynı şekilde olması ilgimi çekti.
Sonradan Peter açıkladı,
bunlar komünist dönemin blokları imiş,
o yüzden hangi binaya girersen gir
hepsinde salon ve odalar aynı yerde ve aynı büyüklükteymiş.

Sonra ilginç bir kızla tanıştım,
kendini holiganlara ve skin headlere karşı savaşmaya adamış
ve bu savaşından vazgeçmeyeceğini ısrarla
anlatan bir kızdı,
bir çok şey öğrendim ama
önyargılar konulu seminerde
insanların kafasında bir ön yargı yarattığının farkında değildi.
Yaptığı konuşmada katılımcılara skin headleri
tarif eden bazı genellemeler yaptı
ve eminim o insanlar ordan çıktıkları andan itibaren,
her dazlağa ve futbol severe karşı bir ön yargı ile yaklaşacaktır.
Aslında bir çok şey gibi holiganizm doğuşu da masumca,
İngiltere'nin Nam-ı değer Demir Leydi
Margaret Thatcher başkanlığında
sanayileşme yüzünden işsiz kalan insanların
yapacak bir şeyleri olmamasından dolayı
barlara gidip maç izlemeleri gayet doğal bir şeymiş aslında,
tabi sonrasında ekonomik sıkıntıların stresiyle
tüm bu masum boş vakit geçirme aracı
bir şiddete dönüşmüş.
İnsanlar!


Bratislava'dan döner dönmez eşyaları eve bırakıp
dışarı çıktık dün.
Notte Bianca gecesi idi dün Reggio Emilia'da.
Beyaz gece,
Yani akşam 8'den sabah 8'e kadar tüm dükkanların açık olacağı,
ara sokaklar ve meydanlarda yüzden fazla ufak
konserlerin olacağı,
insanların bol bol yemek yiyip içeceği gün.
Karmaşadan bir an olsun uzaklaşmak için
kendimizi müzik okulunun binasına attık,
içerde inanılmaz güzellikte bir Güney Afrika dans ve müzik
grubunun gösterisi vardı.
Grup elemanlarının
sadece durup alkışlayan insanların içerisinde
benim kendi kendime sallanıp
grubunn hareketlerini tekrar etmeye çalıştığımı farketmeleri çokta zor olmadı.
Birisi elimden tuttuğu gibi ortaya çekti beni,
başıma şapkalarını geçirip
elime ateşi tutuşturdular,
mükemmeldi,
resmen kendimden geçtim onlarla birlikte,
dünyanın her yerine gidip
her kültürü tanımak istiyorum yarabbim.

Taşınma işlemlerine başlamam gerekirken
oturmuş bunları yazıyorum.
Elim gitmiyor kolajlarımı sökmeye,
haritalarımı duvardan indirmeye
ve odayı paket yığınına çevirmeye.
Tüm bunlar olmadan bir anda gitmek istiyorum,
bu gitme psikolojisine girmek istemiyorum
bomboş odanın içerisinde oturarak.
ne güzel olurdu
gözlerimi açsam ve sabah İzmir'de uyansam.











istanbul
hosting