|
24 Haziran 2010, Perşembe
saat: 23:22
bugüne kadar yazdığım en geyik günceyi yazacağım. hazır olun! aşk-ı memnu sonunda bitti. evet, ben de fırsat buldukça izliyordum, yalan söylemeyeyim. ama hakkımda yanlış şeyler düşünmenizi de istemem. zira aynı zamanda lost, spartacus, flashforward falan da izliyorum. bana entellik taslamayın. ya da ne isterseniz düşünün. çok da umrumdaydı! pis enteller. ne diyordum? hah. bu bihter var ya? çektiği o tarif edilemez sıkıntı var ya? hani ölecek gibi olmak. hatta bizzat ölmek istemek. ben de yaşadım bunu. tabi ki kocamın yeğeniyle yatıp kalkmadım. ondan bahsetmiyorum. o aşktan bahsediyorum. bir insanı böyle delirmiş gibi istemek ama sürekli hayal kırıklığına uğramak. hah işte o. nasıl bir şeydir bilirim. izlerken bile içim ezildi. şüphesiz ki beren saat'in bir katkısı yok bunda. evet. ama en çok firdevs yöreoğlu'na üzüldüm. dağ gibi, taş gibi kadını ne hale getirmişler. hiç mi acımadınız? hele o çetin özder ipnesi en son düşünceli bi şekilde bi kaç saniye durup sonra oradan böyle götün götün kaçtı ya. şerefsiz! taş gibiyken ben de severim firdevs'i. kolayı değil zoru seçmeliydin çetin. noel baba gibi adamdın. yakıştı mı sana? ha? peki o behlül'ün mezar başında ''behlül kaçar! ühühü!'' diye ağlaması. olm o laf bi espri lan. duygusuz herif! televizyon başındaki milyonlarca insan, tam duygusala bağlamışken sayende yarıldı gitti. mal! ve hakkındaki en muhteşem yorumu inci sözlük yaptı. adamlar ''behlül öğrenci evine mi çıktı piçler?'' diye başlık açmışlar. ahajahjaha! bi saattir açıp açıp gülüyorum. neyse. bitti sonunda. hayırlı olsun. şimdi biraz national geographic izleyeyim. eheh. | ||
|
|
||