26 Haziran 2010, Cumartesi
saat: 01:26


benden kuul falan olmaz anacım, bunu bir kez daha anladım. öncelikle bihter'in ölümü beni mahvetti, hala kendime gelemedim. aman tamam değerli günce yazarı, sen tabi benim gibi değilsindir, zaten dizi de çok bayıktır, zaten sonu da belli değil miydi, zaten nasıl tahammül ediyorduk filan di mi. hepinizin hayatınızın her anı ağır anlamlı şeylerle geçiyor, kesin. benimkisi öyle değil fakat, o kadar çok anlamsız şey yapıyorum ki aşk-ı memnu izlemek skalanın en aşağısında kalanlardan değildi yani, öyle söyliyim. neyse, bu diziye en zor zamanlarımda bağlanmıştım, benim için manevi değeri çok büyüktü. dizinin sonu itibariyla erkek cinsinin dallama yüzeyselliği ve kadın cinsinin isterik takıntılılığı ve bu iki cins arasındaki olası en güzel ilişkinin ilişkisizlik olduğu gerçeği bir kez daha açığa çıktı bence. bihter be, o silahın tetiğini çekmeyecektin, mahvettin öldürdün beni iki gündür kız zilli.

artı işler o kadar yoğun, o kadar yoğundu ki, bostancı'da bir şirkette dört gün boyunca sabahladık. bildiğin corporate camia ve topuklu ayakkabılarım ve ben. tabi ben ilk günün sonunda topuklu ayakkabıları masa altından çıkarmaya başladım çaktırmadan. anacım bu zengin takımının teni şerbetli maşallah, ilk gün, ki ilk gün dediğim sabah 9'da başlayıp ertesi gün sabaha karşı 5'te bitti, tırnaklar pırıl pırıl, saçlar başlar düzgün. herkes aynı bir aşkı memnu karakteri yeminle. ben ilk günün sonunda kaşlar çalıya dönmüş, tırnakların içi leş görünce kendimi allah dedim, dördüncü güne kalırsa bu iş sakala doğru giderim bem. neyse allahıma bin şükür kazasız belasız atlattım. hatta kendime alternatif bir çevre bile yaptım inanmazsın. ama bir kez daha karar verdim ki ben bu camiaya ait değilim. gerçekten değilim. yani bana da yazık, onlara da yazık oluyor. zaten artık tarihi de kestim, ayrılık vakti yaklaşıyor. hadi bakalım hayırlısı, full time tezimle uğraşacağım zamanlar yeniden. ilginç olacak benim için.

tezde çok çılgın noktalara doğru gidiyorum, memnunum, mesudum. hem bağlantılar kuruyorum hem de kafamda biraz daha bir şeyler belirginleşiyor. tabi orada da gene milyon tane iş başvurusu yaptım. fakat akademisyenlerden giderek daha çok sıkılıyorum. ne düz, ne moron, ne kendini bir şey zanneden, ne zavallı tipler ya. iyi ki başıma tüm bunlar geldi de farklı yollardan yürüdüm, bambaşka deneyimler edindim diyorum bazen. polyannacılık gibi olmasın ama gerçekten bu "bir de şu soruyu sorabiliriz"ler, "belki de öyle değil de böyle bakabiliriz"ler, "burada sorunun kendisini başka türlü kurabiliriz"ler beni kan tulum ediyor artık. bitsin bu kelime vagonları, yıkılsın el kapıları yareppim. neyse, ben kendi kafama, kendi hakikatime göre bir şeyler yazacağım zaten.

sonracımına, bayan n. hiç durmadan bu terimi kullanır beni kanser ederdi teşkilattayken. bayan n. lokanta açtı, şahane bir yer, bayan e. işe vurdu kendini aynı bencileyin. başka, bir de konserlere gittim, yazılar yazdım küçük tefek, çeviriler yaptım. başka, bir de ofise yeni gelen insanlardan kız olanına çok gıcık oluyorum ama bu iyi insan olma projem çerçevesinde kendisine mahalle karıları tarzı laf yetiştiremiyorum, kavga edemiyorum, bozamıyorum. böyle zamanlarda, özellikle onun çiğ ve sinsi ve "benimle ilgilenin hadi, ben burdayım, hadi görün beni, görün beni" hallerine takılıp kendini ortama bir su baskını gibi dayattığı anlarda tüm bu çirkeflik mekanizmalarından yoksun olmak beni çok zorluyor. ama yapıyorum, başarıyorum. çıkmadık candan umut kesilmez demek ki.

benim kuulluğum da böyle bir kuulluk olabilir bir yandan da. istanbul gibi, uçarı, serseri ve canlı. aranızda olur da bu son yazdığımı ciddiye almaya kalkan çıkarsa yemin ediyorum onunla selamı sabahı keser, inzivaya çekilirim. tamam belirli klişelere zaman zaman düşmüş olabilirim, ama hepiniz kabul ederseniz ki bu rezil cümleden çok daha fazlasıyım. bir aşkı memnu fanıyız diye bozuk para gibi harcamayın yani. hem demiştim ya çıkmadık candan ümit kesilmez diye. melankoli ve yası biribirine kattım, kendini sorgulama ve depresyonu da yanlarına ekleyip söküp attım. şöyle güzel bir oh çektim. ben ki hacıyatmaz geleneğinden geliyorum, kendimi en beşbenzemez ortamda bile muhafaza ederek yeniden kurmayı becermişim, bu tırsık muhallebi çocuğu akademisyen bozuntularının vızıldamaları bana sinek sesinden ince gelir. topladım kendimi, gümbür gümbür geliyorum, bak uyarıyorum, kaale almayanı oyarım!

istanbul
hosting