|
26 Haziran 2010, Cumartesi
saat: 14:37
dolmuscu, aslinda sofor degilmis de bu guzergahta gidenlerin basindaymis (tabii bu bilgi benim icin cok gerekli ve etkileyiciydi), nerede oturdugumu sordu. daha once hizmetlerinden fazla yararlanmadigimdan eminmis cunku yoksa beni hatirlarmis. dikkatten kacmazmisim yani haha. elimdeki kitaba bakti. guzel bir kitap olduguna karar verdi. bir de bana yabanci olup olmadigimi sordu. turkceyi yeni ogrenmis gibi konusuyormusum. benle biraz daha sohbet etmeye calisti. ben mardin'i begendigimi soyleyince. bu defa "seni mardin'e gotureyim. gezdireyim!" dedi. "eyvallah abi!" yetmedi. "ben gezdim" yetmedi. orda benim bilmedigim magaralar varmis. bir kralin kizi musluman olunca onu "buyuk sapanla" kayalarin uzerine firlattigini, kizin dustugu yerde ise sularin ciktigini anlatti. bugun bile kayalarin uzerinde "kan" varmis. dinledim. baska musteriler dolmusu doldurmaya basladi. ben de firsattan istifade kafami kitabima gomdum. dolmustaki diger musterilerin cogu inince 'benimki' yabanci dans/club muzikleri acti. ben inerken de "kendinize iyi bakin" dedi gulumseyerek. gozlugunun arkasindan bana goz kirpmis dahi olabilir.) gune boyle baslamadim aslinda. uzunca ve guzel bir gecenin ardindan yine onur'da uyandim. huzur evim. buram buram ben olabiliyorum yaninda ve tabii bu da beni mutlu biri yapiyor. bu sabah daha once gecmedigim sokaklari secerek istiklal'e yurudum. yasli bir eskicinin tezgahini ittim bir yokus. sonra esnaftan biri tezgahini ve amcayi benden devraldi. daha da neselendim. etrafa baktim. insanlari izledim. ersin hocayi, yazmakta oldugu kitabi, onur'u dusundum. sevgilimle konustum. bugun istanbul'u biraz daha fazla seviyorum. ya da belki soyle soylemeli: bugun istanbul'dan korkmuyorum. | ||
|
|
||