|
30 Haziran 2010, Çarşamba
saat: 03:39
deşifreleri bitirdim nihayetinde. simpsonsların bir bölümünde geçiyordu. bart ve millhouse (millhouse doğru mu ondan da emin olamadım bak) bir haltlar yiyor, kimseye söylemeyecekler güya. ama daha karşılarına çıkıp da ne yaptıklarını soran ilk yetişkine millhouse herşeyi yumurtluyor. sonra da bart'a dönüp "özür dilerim. bir yetişkinin beni onaylamasına deli gibi ihtiyaç duyuyorum" kabilinden birşeyler söylüyor. aklımda kalmasının nedeni benim de aynı durumda olmamdan mıymış neymiş. görüşmeye gittiğimiz adam anlatmaya can atıyor, ama bu seferki öğrenci grubu tatsızdı biraz. normalde görüşmelerde benim müdahele etmemem lazım. safi sorun-çıkarsa-hallet'çiyim ben orda. ama grup kendi arasında muhabbete daldıkça, adam birşeyler anlattırken kendi aralarında gülüştükçe, benim de kayıt esnasında şşş hopp deme şansım olmayınca, adamı fener gibi diktiğim gözlerim, hıhılamalarım, başımla onaylamalarımla kendime yönlendirmiştim mecbur. altı kişilik masada ikimiz sohbet ediyor gibiydik. görüşmeyi çocuklar yapacak diye soru da hazırlamamıştım ben. adam artık en son ne anlattıysa ordan yola çıkarak bir soru uyduruyordum. en son 'eklemek istediğiniz birşey var mı' klasik kapanışında adam kırk saat beni övmüş, biraz önce bir kere daha dinledim, bakın ablanızı örnek alın, ne güzel dinliyor, lafı bölmüyor, hem ne güzel yetiştirmiş kendini diye. şimdi dinlerken bile ehehe hehe ehehe diye bir haller oldu. nasıl bir kafalardaysam artık. ayrıca son iki haftanın içindeyim. bayağı yoğun geçecek. biraz uykusuzluk, biraz öğün atlama, sürekli oturmadan kaynaklanan biraz bel ağrısıyla bitireceğim ama. ondan sonra gelsin hayat, gelsin gez toz. sonuçların açıklanmasına daha 2 hafta var, ama eski asistan bir arkadaş sağolsun, sonucu öğrendim. ben bu kısırdöngüyü kırar da günün birinde harbiden doktora yapabilirsem, torunlara anlatacak bir hikayem, verecek bir hayat dersim olur. 'istediğiniz şeyden asla vazgeçmeyin evladım. olmaz desinler, siz yine de üstüne giden. bakın sene 2010. ben gene reddi yemişim. ama sonra noldu? verdim hepsinin eline, kodum çocuğu' diye sonlarına doğru terbiyesizleşirim. hayır bir de durum o kadar boktan ki. aslında bu konuyu, daha doğrusu bu vakayı pek de çalışmak istemiyorum, doğru. ama bayağı sağlam bir araştırma projesi hazırladım yine de. ingiltere'deki bir üniversiteden bir hocanın beni telefonla arayıp 'araştırma konunu çok beğendik. argümanların çok orjinal. bölümcek destekliyoruz' demesine neden olabilecek kadar iyi. söz konusu yurtdışı olduğunda kabul almaktan ziyade burs bulmak sıkıntı oluyor, kıç üstü oturuyorum. yurtiçindeyse, akademi dediğin yer o kadar amca ve teyze tarlası ki. napayım arkadaşım. kayda değer birşey yapıyordunuz da ben mi ders almadım sizden. mülakatta kendisinden hiç ders almadığım için bana efelenen kadına '15 yıldır balıkçılık diye birşey çalışıyorsun, bütün bir yazı karadeniz'de balıkçılarla görüşme yaparak geçiriyorsun, bütün bir kış da o görüşmelerle uğraşıyorsun. başka? tıss. sen kendini akademisyenden sayıyorsun diye senden ders mi alaydım' mı demeliydim. benim dersleri ve akabinde referansları aldığım hocaların da herkesle bir kavgası olunca böyle patlayıp duruyor. olayı bunu indirgemek kolaya kaçmak gibi dursa da, her sene aynı muhabbeti dinliyorum. kimle yazdın tezini. hmm. şundan 3 ders almışsın. hmm. mal mal sorulara maruz kalıyorum sonra. asistanlar gelip heyecan yapmayın, ne çalışmak istediğinizi soracaklar sadece diyor. millet gerçekten de çalışmak istediği tez konusunu anlatıp geçebiliyor. bana sencer ayata'yla aran nasıl, emre kongar hakkında ne düşünüyorsun diye soruyolar. sonra dönüyorum, ya idilcim bizim bilmemkimle aramız kötü, referans ters tepmiş olabilir. tez hocam diyordu, siz bizim kavgalara dahil olmayın, herkesle aranızı iyi tutun, filler tepişir arada ezilen siz olursunuz diye. tamam da şu konumdayken ben ne yapayım şimdi. koca bölümde kıymet verdiğim birkaç insan için 'yaptık bir hata' mı diyeyim. neyse işte. bir de güya bu sefer kafama takmayacağım demiştim. önümüzdeki bir-iki gün sinirimi atmakla geçer. çeviriyi teslim ettikten sonra sırf hocaları taciz etmeye ankara'ya gitmeyi düşünüyorum. yalnız redleri yedikçe daha da hırslanıyorum, o fena oluyor. aradan 20 yıl geçer de 'bu sefer kesin olacak olm, bak görürsün' diye aynı çatı katında çeviri yaparak yaşamaya devam edersem çok tatlı olur. okuyayım dedim. pek ergen buldum. ama okuması tatlı oluyor sonra, 15 yaşımla karşı karşıya gelmiş gibi oluyorum. dursun madem. | ||
|
|
||