|
04 Temmuz 2010, Pazar
saat: 09:04
Bir adam bir kadını ne kadar seve bilir ki? Hangi kelime ile anlatabilir ki bunu. Hangi söz özetler bunu Hangi şarkı anlatır. Hele birde imkânsızsa bu vay bu adamın haline. Koca şehir üstüne çökmüş ezilmiş hiç olmadığı kadar bu adam. Kaldırımları eskitmiş bağırmak istemiş seni seviyorum Sadece ağlamış kör talihe imkânsız aşkına. Son kez baktığında arkasından ne fırtınalar kopmuş ki içinde çakılı kalmış olduğu yere, çivi misali işte o an birkaç metre yakınında olan kadının aslında çok uzagında olduğunu anlamış işte o gün var ya o karanlık gün bir daha hiç aydınlanmasına izin vermemiş bu adamın. İşte o gün var ya hayatı boyunca aradığı o kadının ne kadar uzağında olduğu gerçeğini yazmış ya kalbine keşke ölseydim demiş ve iç geçirmiş bu talihsiz güne. Oysa ne güzel hayalleri vardı temiz ve masun ne güzel düşleri vardı içinde nokta olmayan. Artık ne düşleri vardı nede hayalleri biliyordu o gözlere bir daha bakamayacaktı belki düşün sene hangi kelime anlatır bu acının tarifini. Pek bilmez anlamaz edebiyattan karışmış girmiş cümleler birbirine sadece imkansız aşkını yazmak istemiş bağıra, bağıra okumuş yazdıklarını dört duvar arasında karışmış gül pembenin fonuyla kalbindeki kelimeler. Tükenmiyor ki hasret, bağırmak istiyor arkasından tıpkı şarkıdaki gibi kurtar sadece kurtar demek istedi ama yapamadı işte her şey engeldi o an son kez tuttuğunda elini veda’nın soğukluğunu öyle hissetmiş ki kalbinde buz kesmiş bütün mavilikleriyle Akdeniz.… Güneşin kavurucu sıcaklığı bile eritememiş içindeki buzul dağlarını.. Bir sigara yakmış gömmüş bakışlarını maviliklerle dolu akdenizin sularına Gitme demek istemiş yüzlerce kez binlerce kez… Ayrılık aşk gibidir zamanını beklemez Bu alışkanlık bu acı bu dert feryadımı dinlemez Son bir kez gülümsesen, yüzümdeki yaşları silsen, Son bir kez baksan, gözlerin yalan söylese... Şimdi kal desem, gitme desem, gitme... Gitme, Kal desem, gitme desem, gitme. Şimdi kal desem, gitme desem, gitme... Gitme, Dönüş yok ki yollardan gitme... gitme! Soğumuş çayım, sönmüş sigaram, toplanmış eşyalarım, Yüreğimden süzülü vermiş, hoşçakal susuşlarım... Son bir kez gülümsesen, yüzümdeki yaşları silsen, Son bir kez baksan, gözlerin yalan söylese... Şimdi kal desem, gitme desem, gitme... Gitme, Kal desem, gitme desem, gitme. Şimdi kal desem, gitme desem, gitme... Gitme, Dönüş yok ki yollardan gitme... Gitme! Ve sen işte anlatamadığım yazamadığım sen. 365 günün acısı var kalbinde bu adamın. Biliyor bu adam kalbindeki yumuşaklığı merhameti. Kalbin Acısın istemiyor bu âşık adam. Aşk böyle bir şey ya… Kızma kim tuta bilmiş ki aşkı. Kim söndüre bilmiş ki? Kim gülüp geçmiş arkasından. Boş ver İstanbul gelsin bu adamın üstüne.. Dün ak denizdeydi aşk bugün Bakırköy’den Marmara’ya bakan bir pencerede. Bütün ışıkları sönmüş Bakırköy’ün kalabalık çekilmiş köşesine. Olur ya bir gün yolun düşerse şöyle bir bak etrafına burada, burada beni seven bir adam vardı de sadece geçirsen de içinden olur kırılmam güzel kadın olur inan kırılmam ama geçir lütfen sadece bak etrafına o güzel gözlerinle.. Masum gülüşünle bir tebessüm gönder hani kızıca açarsın ya ellerini ah be deli çocuk de… İşte buraya ayak basan bir deli adam da sevecekmiş beni son gününe kadar de. Bilirim Ankara soğuktur. Kalbini hep sıcak tut tüm duaları seninle. İkinci ve son mesajı bu sana kusura bakma noktayla virgülü hep karıştırır pek basmaz kafası.. Okursan eğer tatlı bir tebessüm yeter… Haydi şimdi kal sağlıcakla… Hoşça kal yarim diyemediğim sen. Hoşça kal güzel kadın.. Hoşça kal…. Hoşça Kal…. | ||
|
|
||