06 Temmuz 2010, Çarşamba
saat: 23:38


bir şehir ki metroda çocuk arabası iten annelere, arabayı merdivenlerden çıkartıp indirirken yardım etmesiyle bilinsin. son bir saattir durup durup buna şaşırıyorum. gözümün önüne merdivenlerden inip çıkan bir sürü anneyle, bebek arabasının önünü kavramış, dizlerini bükmüş, vücudunu biraz eğmiş bir yabancı görüntüsü geliyor. bir şehrin böyle bir özelliği olması ilginç değil mi yahu?

dün mehmet'le ergün geldi istanbul'a. onlar geliyor diye özgün de izmir'e gidişini annesini küstürme pahasına erteledi. istanbul'da rakı içememe lanetini de sayelerinde kırmış oldum. ergün'ün sevgilisi de geldi. kendisiyle bu ikinci karşılaşmamız. ilk karşılaştığımızda içkinin etkisiyle on dakika kucaklaşmış olmamızın dışında bir muhabbetimiz yok. gözüm niyeyse hatunun memelerine takıldı. öyle açıkta falan da değiller. bakmayacağım dedikçe, kendimle bu şekilde dalga geçmem mümkünmüş gibi gözüm yine oraya kayıyor. o da farkında. başta benden biraz uzak dursa da, rakı içtikçe göz kaslarım da gevşedi tabi, gözümü o kadar seri kaydıramamaya başladım. zaten sonra ısındık hemen birbirimize. sohbet muhabbet gül coş. mehmet'le ergün bende kalmaya geldi sonra. bu evde arkadaşlarla oturup gece bilmemkaça kadar sohbet etmek bir garip.

sabah kahvaltıdan sonra onları durağa bıraktım. alışveriş yapmak için üçler'e gittim. geçen gün manavdan aldığım meyveleri hiç sevmemiştim, ama oranınkiler güzel oluyor genelde. şu sebze-meyveleri tartan sabit bir amca vardı, o gitmiş başka biri gelmiş. ben içeri girer girmez 'oo hoşgeldiniz, nassınız' dedi adam. birine benzetmiştir diye bozmadım, sohbete koyulduk. o nasıl bir işve cilvedir yahu, gözümü alamadım adamdan. 50 yaşında bir yurdum amcası. göt göbek. saçlar dökülmüş. bıyık sabit, komple beyaz. gözler de sürmeli midir nedir. arkasına yaslandı, boynunu küçük kız çocuğu taklidi yapmayı seven hatunlar gibi büktü, çapkın çapkın bakışlar atıyor, bir yandan da sürekli olarak 'sana karpuz da vereyim, bu kadar tatlı karpuz yememişsindir hiç' diyor. bir karpuz hastası olarak aklım çelindi çelinmesine, ama o yokuşu karpuzla çıkamam diye vazgeçtim, adama da aynen böyle söyledim. bu sefer de 'bizde evlere servis de var, sen iste ben getiririm karpuzu' demeye başladı. ama nasıl anlatsam. insanın sinirlerini tepesine çıkaran bir asılma mevzusu gibi değildi durum. resmen adamdan gözlerimi alamadım. o cüsseli vücudu nasıl eğip büküyor, o boyun nasıl yılan gibi kıvrılıyor, o kadar kalın bir ses tonu nasıl o kadar cilve barındırabiliyor, hiçbir güzelliği olmayan o gözler nasıl o kadar çapkın bakışlar atabiliyor. adam karşımda durmaksızın konuşurken, ben de elimle üzümle tam adamın karşısında ağzım bir karış açık durdum bir müddet. hani sanki hayalini bile kuramayacağım kadar zihin uçurucu bir gösteri izliyormuşum gibi. sonra kendime gelip 'heee.... sağol' deyip içeri geçtim. ama bu seferki üzümler harbiden güzeldi.

o değil de, yeminlen iş kuruyoruz arkadaş. çok heyecanlanıyorum yahu düşündükçe. iş kuruyoruz dediğim iş deyince ilk akla gelecek şeylerden değil. resmi olarak ta şubat'ta kurulacak, ama çalışmalara eylül'de başlıyoruz. bir aydır lafı dönüyordu, dün nihayet bir araya gelince, masada da yabancı kimse olmayınca rahat rahat konuşabildik. yedi kişiyiz. grupta da işi savsaklayacak, tembelliğe vuracak ya da bu konularla ilgili heyecan duymayacak kimse olmayınca, herkes harbiden yapabileceğimizden emin. ilk bir yıl para kazanma durumu gibi bir şans yok, sonrasına bakacağız artık. ama ilk kazandığımız parayı bana vermeyi düşünüyorlar, hala aylık bir geliri olmayan tek kişi ben olduğum için aralarında. arkadaşlar öyle istemiş, hayır der miyim. peh!

istanbul
hosting