|
07 Temmuz 2010, Çarşamba
saat: 01:35
mike patton is my prozac. ne zaman çamursu ve dibe çöktüren bir arızaya dolansam, bu mike patton denen amerikalı kahpenin götünden çıkmış bir işler dinlerim ki, ezik arıza saldırgan arızaya dönüşsün. delimsirek, kötücül bir neşeyle. bıçak keskinliğinde sırıtarak, suratımı glasgowlamasına yaracak kadar çok sırıtarak koşmaya başlayayım. tercihen katliama. yani, bilinen şeyler. gece, afetli bir hava, keskin bir silah, benden iyisini mi bulacaktınlar. koşu, ter, köpük, hırs. çünkü enerji, kuvvet, itki, eylem ve sonuç, ne olursa olsun yerimde çökelmek ve mayalanmaktan iyi. zihnimizde bunları emüle edecek müziği yapmasa bunları yapacak adam olurdu. hah! palavra. zanaati bu adamın. tehlikeli, abstrakta kanalize edilmese ağzımıza yüzümüze patlayacak bir şiddeti, bir oturuşmazlığı zor zapteden, bunun farkında olan ve keskin keskin, şen bir tehditle gülümseyen kişi tavırları takınarak müziğini satmak. fakat bana alması kolay dozlarla olumsuz sonuçları kalıcı olmayan psikopatlık imal etmesinde istenmeyecek bir yan göremiyorum. psikopatlık, ezilen, çökkün kurban olmaktan iyi. | ||
|
|
||