|
08 Temmuz 2010, Perşembe
saat: 21:43
Cağlayanın sokaklarından Leventin sokaklarına dönüş yapınca mekanlarda da eskiye bir dönüş yasandı... Sabahın 5'inde uğrak kebabın ezogelın çorbası, ve süper hızlı lahmacunu artık yoktu, yada köşe basında taha borekçının sabah kahvaltısı nıyetıne yaptıgı çılgın sandüviççide yok, çağlayanın sokaklarından yana aradığım tek halt, bu lokanta ve börekçiydi... Sınıf atlamıstık artık, dolayısıylada yemek kulturumuzde değişmişti, daha doğrusu leventin güzelim sokaklarında bunlar adam gibi mevcut değildi , yoksa sabahın beşinde içtiğim o çorbayı bileğimi kessen değişmem öyle diyim sana guncecim, yada levent çarşıdan almak zorunda kaldıgım pohacayı yine tahadan yediğim sandüviçe yine değişmem, değişemem... Öyle bi gönül bağım var kendileriyle...! Leventte geldiğimizden bu yana da şirket yemeğiyle yetinmeyi bildim ben, bu gönül bağına sadık kaldım dışardan öyle çokta bi halt yemedim yiyemedim, boğazımdan geçirmedim...! Ta ki geçen gün Onur beyin sabahın dördünde "abi ben açlıktan geberiyorum , gözüm döndü ne bok yiyelim" çığlığına kadar... elbet bu çığlığı duymamazlıktan gelemezdim... Zira gözünü hafiften bana dikktiğini farkmetmem çok geç olmadı , 10 saatlik çalışmanın ardından ... Durumu kotarmak gerekiyordu... Bir şekilde beni yemesınden vazgeçirmem, o gözlerini benden uzak tutması konsunda ikna etmem gerekiyordu kendisini... Geçmiş levent deneyimlerimi tazeledim... Etiller vardı ... Marmaris ettiler 24 saat açık olmasıyla nam salmıştı o dönemler bizde... Çağlayanla olan gönül bağımı noktlamam gerketiğini farketimmm, ve ani bir şekilde yürü gidiyoruz dedim... Açıklardı ne mutlu ki, zira son ve tek kozumdu Onurun midesine dair... Ayrıca 15 dk yürütmüştüm herifi sosili , hamburger ve tost yada binimum büfede bulunan her ne halt hayaliyle... O noktada olabilcek bir olumsuzluk ciddi bir krize vesile olucağı muhakaktı aramızda... Hır çıkarmak için gayet iyi nedenleri vardı ve o açlıkta babası gelse tanımaz bi pozisyonda takılıcağı kesindi ... Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin sözü boşuna değildi hem ... Ki bu herifin terbiye edinmek gibi derdi tasası yoktu... (Seviyorum kendisini o ayrı) Sonunda vardık etilerin büfesine... Önce birer ayvalık tostu söylendi, ben elma suyunu tercıh ederken kendısı atom içmeyi uygun gördü... Yedik afiyet oldu, daha doğrusu bana afiyet oldu , arkadaş doymamıstı, doyamamıştı... Kalkıcak değildik elbet ikinciyi söyledi... Ben sigara yakıp sabahın beşinde nede güzel oluyomus buraları falan derken, karşımdaki herif çılgınlar gibi ayavalık tostu söyleyerek doymanın derdindeydi, ikinci ayavalık tostu bitmiş ben hesap istemeye doğru yeltenirken , dur abı kesmedı gibi bir cümle savurdu, o ara... Üçüncü ayvalık tostu geliyordu... Ve ben ,sen insanmsın seklinde Onura bakmaktaydım , allah gözünü doyurusun Onur şeklinde... ! Herif affiyetle karşımda üç koca ayvalık tostunu indirmişti mideye, turşuzlardı... Üçüncü bitirdiğinde akıllanmıstım ama, hesabı isteyebilirmiyim diye sordum bu sefer...! dördüncüyü yeme ihtmalini açık tutup... Yok tamam dedi... doydunmu bari Onur dedim... doydum abi dedi... mutluyum o zaman dedim...! | ||
|
|
||