08 Temmuz 2010, Perşembe
saat: 22:06


dün gece bizim evi soymaya kalkmışlar, babam da kendini şerif sanmış, adamı kovalamış arabayla. korkuyorum bazen, biri birşey yapacak ona. çok güveniyor kendine ama eskisi gibi gücü kuvveti yerinde delikanlı değil düşündüğü gibi. şapşal garip de gıkını çıkarmamış, gücü suculara yetiyor anca.

sabah biraz ev topladım. sonra gezi kitabımı okudum. m.lar beni beşiktaş'tan aldı. önce ayasofya'ya gittik. daha önce gezemediğim kısımları açılmıştı, gezdim pek güzel.

imparator roma'yı eskisi gibi güçlü hale getireceğini temsil etmek için güç gösterisi olarak ayasofya'yı yaptırmış. bugün bile büyüklüğü şaşırtırken o zamanki şartlarda kimbilir nasıl etkiliydi.

kitabımda "bergama'da bir tarlada bulunan iki mermer küp buraya getirilmiş." yazıyordu. ben de bunları bildiğimiz küp şeklinde kayalar sandım, ne özelliği olabilir diye düşünürken bir de baktık ki kocaman testi biçimli küpler, bunları da çeşme yapmışlar. iddiaya göre bir tane de louvre'a götürülmüş.

üst galeriye merdivenle değil rampayla çıkılıyor. güzel detay. bizimkiler camiye çevirmeden önce bütün tavan mozaikmiş. sonra üstünü sıvamışlar sağolsunlar. neyse, en azından yıkmamış olmaları büyük şans. ayrıca bu sıvama sayesinde bozulmadan korunmuş bunlar. birçok mozaik ortaya çıkarılmış. bir tanesinde imparatoriçe zoe ve kocası resmedilmiş. söylentiye göre, sürekli koca değiştirdiği için her seferinde mozaikteki yüz de değiştiriliyormuş.

onarımlar yüzünden kubbenin daireselliği bozulmuş, hafiften elipse dönmüş. bir de malum dışarıdan gördüğümüz dev destekler pek estetik olmasalar da binanın günümüze kadar gelmesini sağlamış. ayasofya'dan daha büyük kubbeli 3 kilise var: st.paul, duomo, st. peter. camilerimiz yetişmiş ama geçememiş. en yakın büyüklükteki selimiye camii. ayrıca osmanlı kubbe sistemi de ayasofya'dan öğrenilenlerle geliştirilmiş.

haziresinde bir sürü türbe var. onları da gezmemiştim, bir tanesi kapalıydı maalesef, hem de en merak ettiğim kısmı: "deli" padişahlarımızın (1. mustafa ve boncuklu deli ibrahim) yattıkları daha önceden vaftizhane olup sonra türbeye çevrilen kısım. bir dahaki gelişte oraya da gideriz artık. sinan'ın yaptığı türbe minyatür cami gibiydi. elinin değdiği belli oluyor içeri girer girmez. 100 kadar önemli kişi yatıyor oradaki türbelerde.

oradan sonra sultanahmet'i gezdik hızlıca. oradaki çiniler de görmeye değer. sanki halıcı dükkanı gibi yanyana çini panolar çepeçevre bütün duvarları süslüyor. ancak bütün yükü 4 fil ayağına taşıtmaya kalkınca biraz kaba olmuşlar. onu da süslemeyle hafifletmeye çalışmışlar. pek olmamış. yine de içerisi yeterince ferah. ortadaki alanı elde etmeyi başarmışlar.

sultanahmet çıkışında onun hemen arkasındaki arastayı gezdik. gayet kaliteli bir turistik çarşı. sahil kasabası hediyelik eşya rezaleti yok. fiyatlar tuzlu biraz ama pazarlık edince makul seviyelere düşüyor biraz.

arastanın içinden büyük saray mozaikleri müzesi'ne geçiliyor. şimdiye kadar gördüğüm en güzel mozaiklerdendi. daha önce gördüklerimin parçaları çok daha büyükken bunların kenar uzunluğu 5mm kadardı. oradaki döşeme mozaiğinde 80 milyon kadar küp kullanıldığı düşünülüyormuş. çok değişik figürler var. av sahneleri ve günlük hayattan görüntüler resmedilmiş. bir de değişik mitolojik yaratıklar / tanrılar var. müze eski bizans sarayı'nın kalıntıları üstüne yapılmış. sarayın büyük bir kısmı da arasta ve sultanahmet camii'nin altında kalıyor. gidip görmek lazım. çok da sakin bir yer. pek bilinmiyor sanırım.

tursitik (3. keredir böyle yazıyorum, ibret olsun değiştirmeyeceğim) gezimizin sonunda tophane'ye gidip kurufasulye yedik. ben resmen aş eriyordum çünkü. rahatladım. aradığım tadı bulamadım ama midemin sesini kesmeye yeter de artar.

yoldayken a. aradı. bir de onunla buluştum. azıcık alışveriş yaptık. salak gibi şimdiye kadar aldığım en pahalı ruju aldım. her gün süreyim bari.

şimcik korkunç yorgun haldeyim ama kalkıp kalan 2 koliyi toplamam lazım. sabah arayayım da gelsinler. bana da 6-7 tane daha boş getirsinler.

ooof of. dertliyim a dostlar !

günün şarkısı: adnan şenses - yorgunum dostlarım

saat: 22:08

ayrıca parmağıma tam tur attırabildim parmak döndürülen kayada, içi de ıslaktı gerçekten. şu an ne dilediğimi hatırlamıyorum, sanırım işle ilgili birşeydi.

bir de müze gezgini herkese tavsiye "müze kart" alınız, aldırınız. bir kere 10 tl verdim, bir daha da para ödemedim. yalnızca topkapı'da harem'de ayrı ödeniyor, o kadar.

topkapı'ya bir daha gidişte mutlaka o manzarada konyalı'da yemek yiyeceğim, bu da bana not olsun.

istanbul
hosting