|
11 Temmuz 2010, Pazar
saat: 22:56
hiç bu kadar yalnız kalmış mıydım diye soruyorum kendime. şimdi kardeşim de gidince evde de kalakaldım tek tabanca... neyse yarın işe giderim yine ve zaten akşam 10'da ancak gelirim ki o da ölü gibi. aslında... burada oturup kendime acımayı sürdürebilirim istersem. bundan kolayı, bundan tatlısı yok. saatlerce yazarım yıllardır süregelen içimdeki boşluktan, kimseye gerçekten yaklaşmadığımdan ve kimseyi kendime yaklaştırmadığımdan. içimdeki karanlığı görmelerinden ölesiye korktuğumdan herkese kendimi sevdirme takıntımdan. bu artık ölesiye yorucu geldiğinden kimseye tahammülüm kalmadı ve işte yalnızım. zaten çevremde birileri varken de birlikte değildim. ama ilginçtir ki bu yalnızlığım ne artık tahammülsüz oluşumdan ne de karşımdakilere bunu sezdirmemden ya da yanlış davranmamdan; sadece, eğer varsa, ilahi adalettir. biraz yalnız kalırsam belki insanların değerini daha iyi anlayabilirim diye umutlanıp buradan da iyi bir sonuç çıkarmaya çalışsam da bu yeni duruma da kolayca alıştığım için, ben her duruma kolayca uyum sağlarım, bu yeni durum beni geri dönüşü olmayan bir kısır döngüye sokmuş gibi geliyor bana. en son birkaç ay öncesinde dokunduğum o kadından tiksindiğim için uzun zamandır aseksüel yaşamam da bütün bu yalnızlık hikayesini daha da perçinliyor. iş yaşantımın sosyal yaşantı bırakmamış olması, hafta içleri eve 9 - 10'da gelmem, iki haftada bir cumartesi günleri çalışmam yine bu soğuk yalnızlığın yapıtaşları oluyor. eskiden olsa yaşadığım bu daralmaları, dalgalanmaları yazarak enerjiye çevirirdim. artık buna da uğraşmak istemiyor gibiyim; önceden yazmasam ölürüm sanırdım. bütün bunları fransızca da yazabilirdim; bilmişlikten değil, çok kişi anlayamasın diye... ama ona da isteğim yok. çok da sikime... keyfim yok. keyflerimin yitik i'si yok. susun. | ||
|
|
||