12 Temmuz 2010, Pazartesi
saat: 16:34


gerçekten de kendimi biraz süper kahraman gibi hissediyorum. 9 ayda 186 sayfa tez yazınca 'çok çalıştım' demiştim, ama geçtiğimiz 3 ayda 850'den fazla word sayfası doldurdum. bir kitap çevirisini bugün öğlen teslim ettim. düzeltmelerini bitirmem gereken bir diğer kitabı perşembe teslim edeceğim. bu arada birkaç yazı, bağımsız birkaç makale çevirisi, birkaç deşifre yaptım. çeviriye bu kadar gömülmenin bir yan etkisi olarak, arkadaşlarla buluştuğumda söyledikleri her cümleyi kafamın içinde ingilizce'ye çevirip, öyle mi daha uygun olur, şu mu daha yerinde yoksa diye düşündüğüm deneyimler yaşadım evet. bir daha da bu kadar işi aynı anda üstlenirsem kafama sıçsınlar. ama hani 'ulan ben demek ki bu hayatta her bir bokun altından kalkabilirim' özgüveni gelmedi dersem yalan olur. ama özgüvenim 'beyin bedava' açıklamaları yapan kpss abisine göre nerede duruyor, tam kestiremiyorum. arada birkaç kere ağlıyor muyum anırıyor muyum belli olmadan birkaç insanın kafasını siktim, evet. ama yine de mızmızlanmadan, canım istemiyooo demeden çalışabildiğim için kendimi kutluyorum.

yağmurlar gidip havalar yeniden ısınınca, benim evin hemen çaprazında kalan kreşteki çocukları, öğretmenleri bugün yine dışarı çıkardı. çocuklar tam bir psikopat. başlarındaki öğretmenin de katkıları var eminim ki. zaten bugün inanılmaz birşey oldu. arda diye bir velet var, hiperaktif bir manyak tam, kimse zaptedemiyor oğlanı. ama geçen pencereden veletleri izleyip 'çocuklarda ses kesme yöntemleri'yle ilgili süpersonik bilimsel düşüncelerimi geliştirirken şahit oldum. zeynep diye küçük bir cadı, öğretmenleri arkasını dönmüş birileriyle sohbet ederken tekme tokat dövdü bu arda'yı. arda da gitti, binanın merdivenlerine oturdu. zeynep elleri belinde uzaklaşırken, arkasından buruk bir 'acımadı ki' diyebildi sadece. bugünkü mevzu nedir bilemiyorum. kanepede oturmuş çeviriyi son kez gözden geçiriyordum sayfa sayfa, o sırada duydum. hiçbir şeyin yıldıramadığı arda'yı çığlık çığlığa ağlatan ancak o cadı zeynep olabilir diye varsayıyorum. ama inanılmaz olan bu değil. inanılmaz olan, çocukların öğretmeninin arda ağlamaya başlayınca 'aaa arda ağlıyooo. bebek misin sen?' diye dalga geçip sonra tempolu bir şekilde 'arda ağlıyor' diye bir ezgi tutturması oldu. nasıl psikopat bir kadın bu yahu diye pencereye koştum. arda ağzını açmış iki metre, yüz kıpkırmızı, olduğu yere kazık çakmış gibi kıpırdamadan bağıra bağıra ağlıyor. diğer çocuklar oldukları yerde kalakalmış arda'yı izliyor. öğretmenleri de arda'nın karşısına geçmiş 'arda ağlıyo, arda ağlıyo' diye şarkı söylüyor, bir el çırpmadığı kalmış. bu teraneyi çocuklardan biri başlatsa diğerleri de eşlik ederdi eminim ki. ama öğretmenlerinin böyle bir 3 yaş zeka seviyesi göstermesi hepsinin garibine gitmiş olacak ki bir tanesi bile ağzını açmadı. arda da bir süre sonra kendi kendine sustu. şimdiyse kreşin bahçesinde çığlık çığlığa oynamaya devam ediyorlar. ama çocuklara demet akalın şarkıları dayayıp zıplatma faslını bir süredir yapmıyorlar neyse ki. ana babalara da yazık. burada bütün bir gün manyak olsunlar diye özenle uğraşılan veletler akşamları canlarına okuyordur kesin. arda'nın gelecekteki sevgilisine de sesleneyim; hani arda'nın morali bozuk olur bir gün, ne yapsan kâr etmiyordur; 'ağlayan erkekleri çok seksi bulurum, omzumda ağlayabilirsin ardoş' gibi cümleler kuracak olma, çocuğun yarası var, anında tekmeyi basar, haberin olsun.

istanbul
hosting